ANA SAYFA      HAKKIMIZDA      ABONELİK      KÜNYE VE İLETİŞİM     

Aylık Aile Dergisi
ISSN 1306-0872
picturepicturepicturepicture
picturepicturepicturepicture
picturepicturepicturepicture
picturepicturepicturepicture
picturepicturepicturepicture
picturepicturepicturepicture
Temmuz 2012 82.SAYI
MODERN İNSANIN HASTALIĞI: YAYGIN ANKSİYETE (KAYGI) BOZUKLUĞU

Esra MERT kaleme aldı, SAĞLIK bölümünde yayınlandı.


Her yeni gün gelişen, değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışan insanoğlunun bedeni ve ruhu kimi zaman bu hıza dayanamıyor. Dünya döndükçe yeni hastalıklar, yeni sendromlar giriyor hayatımıza. Çağımızın en çok konuşulan hastalıkları arasında halk arasında “aşırı kaygılanma” diye bilinen yaygın anksiyete bozukluğu da yer alıyor. Sıradan endişe duymanın çok ötesinde olan bu hastalık kişinin hayat kalitesini olumsuz yönde etkiliyor. Siz de aşırı endişeli, sürekli diken üstünde oturan, heyecanlı ve devamlı yorgun hisseden biri iseniz konuyla ilgili merak ettiklerinizi bu ayki yazımızda bulabilirsiniz.

KAYGI NEDİR?

Emsey Hospital Ergen ve Çocuk Psikiyatristi Dr. Betül Mazlum kaygıyı, kaynağı belli ya da belirsiz olabilen, kimi zaman terleme, çarpıntı gibi bedensel duyumların da eşlik edebildiği, duygusal ve zihinsel değişimlerle birlikte giden bir uyarılmışlık hali olarak tanımlıyor. Kişi tehlike veya tehdit gibi gördüğü bir durum karşısında bunaltı ve tedirginlik yaşıyor ve kötü bir şey olacağı hissi taşıyor. Kaygılanmanın buraya kadar normal kabul edildiğini belirten Uzm. Dr. Betül Mazlum, bu sınırın üstüne çıkan, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen ve günlük hayata adaptasyonu zorlaştıran durumlarda bir sorunun varlığına işaret ediyor.

YAYGIN ANKSİYETE BOZUKLUĞU (YAB) NEDİR?

YAB, hemen her olayla ilgili sürekli ve aşırı endişe duyulması hali olarak tanımlanıyor. Kişi daima olayların en kötüsünü düşünüyor, sürekli gergin ve huzursuz bir bekleyiş içinde oluyor. Diğer psikiyatrik rahatsızlıkların da sıklıkla kaygı bozukluğuna eşlik ettiği bu durumda hasta gerginliğini ve evhamını kontrol etmekte güçlük çekiyor. Bu rahatsızlıklar en az 6 ay boyunca hemen her gün ortaya çıkıyor.

Hastalarda görülen en büyük özellik; kendilerinin ya da sevdiklerinin başına gelebilecek en kötü senaryoyu düşünmek ve olay henüz gerçekleşememesine hatta ortada tehlike arz edecek bir durum olmamasına karşın her türlü önlemi almak. Hastalar tedbir alsalar dahi bu onların kendilerini iyi hissetmelerine yetmiyor. Çünkü onlar daima tehlikeyi abartıyor ve aldıkları önlemlere rağmen kendilerini güvende hissetmiyor.

ÇEKİNGENLERDE DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Uzm. Dr. Betül Mazlum, yaşanan olumsuz olayların ve genetik yatkınlığın yaygın anksiyete bozukluğunun gelişmesinde rol oynayabileceğini ancak kesin nedenin diğer psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi tam olarak bilinemediğini ifade ediyor. Çocukluk ve erken yetişkinlik çağları arasında ilk temelleri atılan yaygın anksiyete bozukluğunun oluşmasına beyin nörokimyasındaki değişiklikler, kişilik özellikleri de etki ediyor. Yapılan bir takım araştırmalarda özgüveni ve özsaygısı düşük, utangaç ve çekingen karakterli insanların bu hastalığa daha sık yakalandıkları görülüyor.

YAB KENDİNİ NASIL BELLİ EDER?

İsminden de anlaşılacağı gibi en büyük ve temel işareti aşırı kaygı duyma hali olan bu hastalık hem bedensel hem de psikolojik boyutta belirtiler gösteriyor. Kontrolden çıkan gerginlik ve endişe hali hastayı adeta esir alıyor. Bununla birlikte hastada sık uyanma, çabuk irkilme, konsantrasyon güçlüğü, çabuk sinirlenme, uykuya dalamama, dikkat eksikliği gibi belirtiler baş gösterirken, bunlara ellerde titreme, sıcak-soğuk basması, nemli eller, terleme, karın ağrısı, sırt, boyun ağrısı, kaslarda gerilme, devamlı yorgunluk, halsizlik, kalp çarpıntısı, aşırı geğirme hissi gibi bedensel rahatsızlıklar eşlik ediyor. Ayrıca yaygın anksiyete bozukluğu hastalarının yalnız üçte birinin sağlık kuruluşlarına psikolojik tedavi amaçlı başvurduğu biliniyor. Diğer hastalar (gastroloji, kardiyoloji, dahiliye gibi) farklı bölümlere başvurarak hastalığın fiziksel belirtilerine çözüm arıyor.

KAYGILANMAYIN! TEDAVİ OLUN!

Tüm psikolojik rahatsızlıklarda olduğu gibi bu hastalıkta da tedavinin çeşitli olduğunu belirten Mazlum genellikle ilaç tedavisi, psikoterapi ve destekleyici yaklaşımların birlikte uygulanmasının iyi sonuçlar verdiğini dile getiriyor ve “Hastalık yoktur, hasta vardır. Dolayısıyla her hasta güçlü ve zayıf yönleri, ailesel ve çevresel destek unsurları ile birlikte bir bütün halinde değerlendirilir ve yukarıda bahsedilen tedavi bileşenleri uygulanır. Yapısal yatkınlığın ön planda bulunduğu hastalarda ilaç tedavileri ile çözüme ulaşılırken, olumsuz geçmiş yaşantıların ve yanlış öğrenmelerin hastalığa sebep olduğu kişide çeşitli psikoterapi yaklaşımları, tedavide ön plana çıkar” diyor.

DOKTORUNUZA DANIŞMADAN TEDAVİYİ BIRAKMAYIN

Diğer bir çok hastalıkta olduğu gibi YAB’da da hastalar kimi zaman kendi kendilerine iyileştikleri kanısına varıp ilaç tedavilerini ya da psikoterapiyi yarıda kesiyorlar. Bu durumun son derece tehlikeli olduğuna dikkat çeken Dr. Betül Mazlum, nasıl ki tedaviye bir hekimin kontrolü ile başlanırsa, aynı şekilde tedavinin ancak hastayı izleyen hekim tarafından sonlandırılması gerektiğini dile getiriyor. Aksi halde henüz kesin olarak iyileşmemiş hasta kısa süre sonra aynı rahatsızlıkları yeniden yaşıyor ve ilaçların ani kesilmesi halinde “kesilme belirtileri” diye adlandırılan rahatsız edici bir durum ortaya çıkıyor.

Dr. Betül Mazlum teşhis ve tedavinin önemi konusunda uyararak, benzer sorunları yaşayan ya da bu hastalığa yatkınlığı olduğu görülen kişilerin vakit kaybetmeden bir uzmandan yardım alması gerektiğinin altını çiziyor.





Yazıyı paylaşın: