Bir Lisan Bir Derman

Hani bazen gurbet elde derdini anlatamadığın için çaresizce ağlarsın, bazen de dilinden anlayan birini bulduğun için boynuna sarılıp sevinçten ağlarsın ya İbnü’l-Vakt’inki de öyle bir hikaye işte!

ABDÜLGANİ GÜMÜŞLÜ

İbnü’l-Vakt bir gün adli tıbbın önünden geçerken, bir adam ile bir kadının ağlayarak kapıdaki görevliye Arapça bir şeyler anlatmaya çalıştığını görür. Görevlinin “Sizi anlamıyorum” dediğini duyan İbnü’l-Vakt, kadın ve adamın haline dayanamayıp yanlarına giderek onlara selam verir ve “Kardeşim hayırdır inşallah, ben lisanınızı biliyorum, derdinizi bana anlatın, ben görevliye ileteyim” der. Adam başlar anlatmaya: “Eşimle birlikte geçen ay Lübnan’dan geldik. Eşimin anne babası da Mısır’dan geldiler, onları dün akşam Mısır’a gitmek üzere yolcu ettik. Lakin sabah kalktığımızda Mısır’a ulaşamadıklarını öğrendik, hemen emniyete müracaat ettik, pasaport sorunlarından dolayı adli kontrole sevk edilmiş olduklarını söylediler.”

İbnü’l-Vakt, olan biteni görevliye anlatır. Görevli ise acemi olsa gerek, adli tıp ile adli kontrolün bir olmadığını, yanlış yere geldiklerini söylemesi gerekirken “Beyefendi, buraya sadece ölüler getirilir, hasta veya yaralılar buraya gelmez” der. İbnü’l-Vakt görevlinin söylediklerini tercüme eder. Zavallı kadın ayakta duramaz, yere düşerek “Annem ölmüş” deyu feryat figan eder. Görevli, “Bana isimlerini verin, içeriye bir sorayım?” diyerek durumu tam anlatmadan, içerideki başka bir görevliye, “Yabancı ölü var mı?” diye sorar. İçerideki görevli, “Burada birçok yabancı ve sahipsiz ceset var, gelip baksınlar” diye seslenir. 

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi EYLÜL 2019 sayısında.