Acıyı Silmek

İçinden bir şey yapmak gelmese bile, “kardeşlerim için” diye canını dişine takmış, okulu bitirmişti. Bir yıl boyunca da atanmayı beklemişti. Ve nihayet üç buçuk ay önce, kadere bakın ki anne ve babasının cenazesini aldığı hastanede hemşire olarak görev yapmaya başlamıştı.

RÜMEYSA OĞUZ

Gün ancak ağarmıştı. Uyur uyanık vaziyette telefon alarmının çalmasını beklerken, gün ışığının odanın içindeki karanlığı önce kızıla, ardından pembeye ve nihayet sarıya çevirişini sıkıca kapattığı gözlerine rağmen görüyor gibiydi. Telefonun alarmı, o ilk dıt sesini çıkardığı gibi yataktan doğrulup susturdu. Yatağın hemen dibindeki terliklerini giyip banyoya gitti. Elini yüzünü yıkayıp çay suyunu koydu.

Fatma nihayet atanmıştı. Üç buçuk aydır şehrin en büyük hastanesinde çalışıyordu. Kardeşleri memnundu. Ana babaları feci bir kazada hayatlarını kaybedeli üç yıl olmuştu. Fatma o sıralar hemşirelik son sınıf öğrencisiydi. İki kız kardeşinden büyüğü öğretmenliği o yıl kazanmış, küçüğü ise henüz lise ikiye gidiyordu. Üç yıl önce böyle bir sabah, Fatma okula gitmek için telefonun alarmını kurmuş, derin bir uykuda iken acı acı çalan telefonun sesini önce alarm sanmış, nihayet tanımadığı bir numaranın sabahın yedisinde kendisini aramakta olduğunu fark edince telaşla telefonu açmıştı. Telefondaki ses bir otobüs kazasından bahsediyordu. Sonra anne ve babasının ismini söyledi. Hastane ismi söyledi. “Telaş” dedi, “yapmayın”. Çoktan ölen ana babası için “yaralı” dedi. Daha başka şeyler de söyledi. Fatma bu kadarını hatırlıyordu. Bir de üç bacı taksiye binişlerini, üç buçuk aydır iş yeri olan hastaneye gidişlerini… Yolun çok uzun olduğunu… Oysa tam on üç dakikada gidiliyordu minibüsle. O gün on üç saat, on üç gün yahut on üç yıl sürmüş olmalıydı o yol. Koridorda koşturmalarını, bir umut, yaralı isimlerini tekrar ve tekrar okuduklarını. Yere yığılan küçük kardeşini. Onun başına bıraktığı diğer kardeşini. Kaskatı kesilmesini, hissizce morga girmesini, yanındaki görevlinin gözlerini, yüzü açılan anne ve babasının gözlerini… Annesinin şakağından süzülmüş ve çoktan kurumuş ince kanı. Yarı açık gözlerini elleri ile kapatmasını…

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi EYLÜL 2019 sayısında.