Derviş Devlet

Bursa’nın fethine katılan Geyikli Baba’nın Orhan Gazi’ye hitaben söylediği, “... sizler serhat askeri, bizler de dua askeriyiz. Zaferler, dua askerleri ile serhat askerlerinin müşterek gayretleri neticesinde elde edilir” sözleri Osmanlı sultanları ile dervişler arasındaki gönül birliğini ve riayet edilmesi gereken sınırları ortaya koymaktadır.

HURİYE KARNAP 

Devletlerin de kimliği ve karakteri vardır; varlık felsefeleri ve bu çerçevede vücut bulan icraatları ile kendilerini belli ederler. Bu hususta kimi, maddi unsurlar etrafında menfaat üzere şekillenirken kimi de kalbin ekseninde döner. Sinesine İ’la-yı Kelimetullah’ı yerleştirenler nadirdir, tıpkı Devlet-i Aliye gibi… Osmanlı, bu nadide özelliğiyle “Derviş Devlet” diye nam almıştır.

Tahta Kılıçlı Dervişler

Bugün isimlerini bir vesile ile bildiğimiz tasavvuf ehli pek çok alim ve arif Büyük Selçuklu döneminde yetişmiş ve devamında Anadolu Selçuklu döneminde birer tasavvuf mektebi piri olarak dinimize hizmet etmişlerdir. Malazgirt Muharebesi’nin ardından Anadolu’nun yavaş yavaş yurt edinilmesinde, gaza ve cihat ruhuna sahip Anadolu ve Horasan erenlerinin, Anadolu Ahilerinin etkisi aşikardır. Maiyetindeki bir avuç mürit ile düşmana karşı çıkan, kaleler alan, fethi gerçekleşen yerlerde gönül diliyle İslamiyeti yayan bu mücahit mutasavvıflar halk arasında “tahta kılıçlı dervişler” olarak kabul edilmişlerdir. Bir yandan mücadeleye bizzat iştirak ederek askerlere cihat ruhunu kazandıran bu alperenler, diğer yandan sosyal düzeni sağlamaya çalışmış; toplumun ilmen, ahlaken ve meslek boyutunda gelişimine katkı sağlamıştır.

Hem bu coğrafyayı hem de teşekkül eden manevi mirası gönül rızasıyla devralan Osmanlı Devleti’nin kurulmasında ve gelişmesinde bu arif şahsiyetlerin rolü büyüktür. 

Hırka Altında Sultanlar

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi AĞUSTOS 2019 sayısında.