Ölüm Güzel Şey

Bir mezar taşının sizi nerede yakalayıp konuşacağını bilemezsiniz. Eskilerin mezarlıkları hayatın merkezine, camilerin avlularına, yanı başlarına kondurmaları boşuna olmasa gerek. Her nefsin ölümü tadacağını unutturmamak için eşikten dışarı çıkar çıkmaz bir mezar taşına rast gelmek yeterlidir.

ALİ SÖZER

Şairin dediğini kaç kişi anlar bilmem ama hakkı verilmiş bir hayatın ardından ölmek güzeldir: “Hüzn içinde yürüyen dört insan omzunun / Anlamaz birçokları sonsuz güzelliğinden / Sözcükler çıkagelir umulmadık bir vecdle / Dönülmez serüvenlerin gülünden dikeninden.” Güzel olanı tanımış ve güzellik bırakıp gitmiş olmanın huzurudur güzel ölüm. Bir güzellik bırakıp gitmek ve ardından Fatihalarla anılmaktır. Şair Hasan Akçay’ın mısralarına taşıdığı da böyle kalbi bir huzurdur: “Bir damla su verdiysem, çiçeklerden muradım / İki tarih bir çizgi, soğuk bir taşa adım / Yazılır, silinerek yeryüzü defterinden / Duyulursa dağlardan geçen bir kuş sesinden / Sadece bir ‘Fatiha’ beklerim rüzgarlara / Salınmış gönderilmiş o özge çiçeklerden…”

İnsanın noksan tarafıdır dünya. Ne kadar doldurmaya çalışsa da dolmaz. “Dünyada huzuru kim bulmuş ki ben de bulayım” dese oluverecek oysa. Zaten mesele de bu değil mi? İnsanoğlunun dünya serüveni dünyayla irtibatına bağlı. Bir tarafta dünya huzuru peşinde koşanlar. Yani dünyada kalmak, dünyada olmak, dünyada varmak isteyenler. Sonra dünyada bitmesi bütün arzuların… Şair ne güzel demiş: “Erdemsiz bencil koşu / Bu yolun sonu mezar”

Diğer tarafta dünya derdini aşanlar. Yani sayılı zaman içinde dünyada nasıl kalınacağını bilerek kalanlar… O zaman, olmak ve varmak da maksadına eriyor dünyada. Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Gittiler… Bana dünyam / Birdenbire boş geldi. / Seçilmiş oldu eşyam / Odalarım loş geldi”

Hece Taşları Ne Söyler?

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi HAZİRAN 2019 sayısında.