Küçük Şeyler

Belki bugün ömrümün son günüdür. Öyleyse minicik adımlarla insanların hayatına dokunmuş bir adam olarak öleceğim. Ama belki de ecelim gelmemiştir henüz. Öyleyse ben, küçük dokunuşlarla insanların duasını almış bir adam olarak doğuyorum artık.

RÜMEYSA OĞUZ

Sevgili dostlarım; siz bu mektubu okurken ben çok…” diye başlıyordu mektup. Bir yaz sabahının bulutsuz, berrak mavi göğü parlarken ve kuşlar cıvıl cıvıl etrafı sesleri ile gökkuşağı renklerine boyarken sayısız kapıya ulaşmıştı aynı metni ihtiva eden mektuplar. Evet, tüm mektupların içinde aynı cümleler yazıyordu; öyle ki her biri fotokopi makinasından çıkmışçasına noktaları, virgülleri bile şaşmamıştı. Fakat fotokopi çekilmemiş, hepsi el ile özenerek; ulaşacağı her bir dostun sevdiği renkte mektup kağıtlarına yazılmıştı. Çünkü bazen “Seni önemsiyorum” demek böyle küçük ayrıntılarda gizli olurdu işte; her dosta, sevdiği renkte kağıt üzerine yazılar yazarak…

Yusuf, pazarı pazartesiye bağlayan gece tam da saat üçe yirmi kala saatlerdir uyuyormuş dinçliği ile açmıştı gözlerini. Sebebini anlayamadığı bir huzur tüm bedenini kuşatmışken balkona çıkmış, cırcır böceklerinin sesini dinlemiş, yoldan geçen tek tük arabayı saymış, trafik lambasının rutin aralıklarla yanıp sönen kırmızı ışığına gözü takılmıştı. Ta ki sabah ezanına kadar… Sabah ezanının okunmaya başlaması huzurunu katlamış, tüm geceyi uyanık geçirmesine rağmen sabah yüzünde en ufak bir yorgunluk emaresi belirmemiş, aksine -son zamanlardaki sıkıntısına inat- koca bir gülümseme ile başlamıştı güne. Sabah yedide sallama çayını yudumlayıp bir küçük tost yemiş, yedi otuz ikide ayakkabılarını giymiş, yedi otuz dörtte sokak kapısını açıp gürültülü caddeye çıkmıştı; her günkü gibi.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi HAZİRAN 2019 sayısında.