“Dem Bu Demdir”

Sizler bu satırları okuduğunuzda ya Ramazan ayının son demlerini yaşıyor olacağız ya da güzelim Ramazan’ı geride bırakmış olacağız.

ELİFE ATEŞ

Sizler bu satırları okuduğunuzda ya Ramazan ayının son demlerini yaşıyor olacağız ya da güzelim Ramazan’ı geride bırakmış olacağız. İnşallah seneye yine kendisini karşılamak cümlemize nasip olur. Ramazan bir sürü ders verdi de gitti. Derslerden birisi de bedenimize odaklanmaktı. Daha önce hiç olmadığımız kadar bedenimizin farkındaydık. En cevval anlarımızda midemizden gelen bir boşluk hissi hızımızı kesiverdi. O kadar da güçlü değilmişiz meğer, bizim de basit bir hammaddeyle çalışan bir fabrikamız varmış. Hammadde olmayınca üretim de yavaşlarmış.

İnsanız, her daim etrafta olana bitene odaklanırız ama bir kendimizin farkında olmayız. Sürekli bir mekanda ya da zamanda bir şeylerin peşinden sürüklenir gideriz. Her şeyin bilincindeyizdir; muhatabımızın, mesul olduğumuz kişilerin, işlerin amma velakin kendimizi unuturuz. Sanki bir gölge gibiyizdir, ismimiz cismimiz yoktur… İşte oruç, bize kendimizi hatırlattı. Her şeyden önce var olduğumuzu, varlığımızdan ve bu varlığın işlerinden mesul olduğumuzu… Rabbini bilmeden önceki safha olan “nefsini bilme” safhasını bir nebze tecrübe ettik.

Ne mübarek bir vakitti ve bizi “an”a çekti. Şu hiç farkına varamadığımız, bir türlü bilincinde olamadığımız “an”a… Oysa her an bize verilen enerjiyi geçmişe “ah vah” etmekle ve geleceğe kaygılanmakla harcıyoruz. İçinde bulunduğumuz “an”a azıcık bir enerji kalıyor, onunla da ancak yaşamsal faaliyetlerimizi devam ettiriyoruz ve bunu yaptığımızın farkında bile olmuyoruz. Oruç hızımızı kesti ve bize varlığımızı hissettirdi.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi HAZİRAN 2019 sayısında.