Dağ Anlatsın Sen Dinle

Kamil olma niyetini taşıyan insanın nazarıyla bakalım biz dağa ki söyleyeceği çok şey vardır. Zirvesinden dünya işlerini izlerken kim bilir hangi iyiliklere, hangi kötülüklere şahitlik etmiştir sessizce.

HATİCE METİN

İster kadim zamanlarda ister modern zamanlarda olsun insanın kaçış mekanı olmuş dağlar hep. Zihni bulandıran, göğsü daraltan ne varsa uzaklaşmak; kendi haline kalmak, inzivaya çekilmek için bulunmaz nimet olmuş ıssız doruklar.

Alimi de zalimi de dağa kaçmış. Biri alimliğini, diğeri zalimliğini gizlemek için çıkmış oraya. Dervişin zikrini de eşkıyanın zulmünü de bağrında gizleyen dağ, kim ne niyetle çıkarsa ona mesken olmuş, şairin dediği gibi:

“Şehirler bana bir tuzak

İnsan sohbetleri yasak

Uzak olun benden, uzak

Benim meskenim dağlardır” (Sabahattin Ali)

Eşkıyayı bir kenara bırakalım, kamil olma niyetini taşıyan insanın nazarıyla bakalım biz dağa ki söyleyeceği çok şey vardır. Zirvesinden dünya işlerini izlerken kim bilir hangi iyiliklere, hangi kötülüklere şahitlik etmiştir sessizce. Şair, yaşlı bir bilge gibi gördüğü dağa sorar:

“Beyaz karlı, kara çamlı iri dağ

Heybet nedir, ne değildir? De hele

Geceleri yapayalnız kalınca

Uzlet nedir, ne değildir? De hele

Ormanın var, pınarın var, kuşun var

Dört mevsimde bulut saçlı başın var

Bilmem amma bir uzunca yaşın var

Mühlet nedir, ne değildir? De hele” (Abdurrahim Karakoç)

Peygamber Mirasıdır

Dağa Sığınmak

“Dağ İle Sohbet” şairin olduğu kadar dervişin de işidir:

“Dağlar ile, taşlar ile çağırayım Mevlam seni

Seherlerde kuşlar ile, çağırayım Mevlam seni” (Yunus Emre)

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi HAZİRAN 2019 sayısında.