Maske

Annesinin öldüğü gün geldi aklına, “Anne” diye haykırarak yere çöküşü. Çenesini göğsüne dayamış ve öylece, annesini bağrına bırakacağı toprağa bakmıştı. Onu zoraki kaldırırlarken düştüğü yerden, evlat maskesini oraya bırakmıştı. Öyle büyük bir acı ile çıkmıştı ki o maske, yüzündeki bu derin yarıklar o gün oluşmuştu işte.

RÜMEYSA OĞUZ

Aynaya bakıyordu. Yüzündeki derin izlerin her biri başka bir hikayeyi anlatıyordu ona. Eskiden böyle uzun uzun bakmazdı aynaya hiç. Aynanın karşısına geçer, üzerine giydiği kıyafete en uygun maskesini iliştirirdi ince uzun yüzüne. Sabahları işe giderken mesela tüm ifadelerini yok eden, soğuk, keskin hatlı, çalışan maskesini; çocukları okuldan geleceği vakit şefkat, merhamet ve özveri dolu anne maskesini; annesi ile görüşeceğinde nazlı, kırılgan, sevilmeyi bekleyen evlat maskesini… Bazı günler öyle yoğun olurdu ki maskenin birini çıkarır, ötekini takardı hatta. Bu yüzden şaşırdığı olur, iş yerinde anlamsız bir merhamet ve özveri timsali iken; evlatları ile konuştuğunda soğuk, duygusuz ve ifadesiz kalıverirdi. Sonra başını yastığa koyunca kendine kızar, “Yine her şeyi yüzüne gözüne bulaştırdın! Ne iyi bir anne, ne evlat, ne de çalışan olacaksın…” der; yastığı ıslatan gözyaşlarının soğukluğunu önce yanağında sonra tüm vücudunda hissedip uyuyakalırdı. Eskiden…

Fakat şimdi hiçbir maskesi yüzüne olmuyordu işte. Yıllarca oradan oraya koşup, maskelerin birini çıkarıp ötekini takarken, yüzünde öyle derin izler oluşmuştu ki haftalarca çabalamış da maskelerin hiçbirini yüzüne tam olarak oturtmayı başaramamıştı. Aynaya bakıyordu. Birer çukuru andıran göz yuvalarında misket gibi yuvarlak, simsiyah gözbebekleri. Gözlerinin etrafında halka halka olmuş, derin çizgiler. İçine göçmüş avurtlarının da etkisi ile başı bulutları yaran dik dağların doruklarına benzeyen elmacık kemikleri. Çıkık çenesinden incelmiş dudaklarına doğru kıvrılan kırışmış bir çene. Titreyen elleriyle göz çukurlarına dokundu önce.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi NİSAN 2019 sayısında.