Biraz Anne, Biraz Baba Yarısı

Eskiden aynı mahallede yahut birbirine daha yakın yerlerde yaşarken, tarifler de akrabalara göre şekil alırdı. “Dedemgilin orda”, “emmimgile doğru çıkan yolda”, “halamgilin komşusu” veya “teyzemlerin kapısı”… Çünkü aile gülistanından çevreye doğru genişlerken hayat ilkin yakın akrabaların evleri, mekanları belirginleşir.

ALİ SÖZER

İnsan dünyaya gözünü açınca kendini bir aile gülistanında bulur. Bu yüzden her körpe bebek için doğduğu mevsim onun ilkbaharıdır. Çevresinde yaşına göre boy atmış, meyve vermeye başlamış kardeşlerini, büyüklerini görür. Kimi baharın ilk günlerinde kimi baharın son demlerindedir. Bir de tam yaz sıcağına, ömrün en hengameli çağına düşmüş yakınları, akrabaları vardır. Sonra Şair Nabi’nin “Bağ-ı dehrin hem hazanın hem baharın görmüşüz” dediği gibi nice mevsimler görmüş, ömrün hazanına ermiş dedeler, nineler vardır.

Körpe kuzuların, hayata yeni filiz vermiş, tomurcuk halindeki çocukluk gülistanının bahçıvanı anne ve babadır. Anne ve babanın varlığıyla aydınlanır çehreler, ilk adımlar onların güvencesiyle atılır, her bir sevinç onların kucağında, yanı başında neşe katmeri olur. Onların varlığıyla kalp sükun bulur, bu yüzdendir arada bir kedi gibi onlara sarmaşıp tekrar oyununa koşması çocukların. Çiçekler için hava, su ve güneş ne ise çocuklar için de anne ve baba öyledir. Sonra herkes anne ve baba ile irtibatıyla gelir, yer bulur çocukların dünyasında, çocukluk gülistanında.

Dedeler, anne ve babanın babasıdır, büyük babalardır yani. Nineler, anne ve babanın annesidir. Demek ki anne de baba da çocuk olmuştur. İlk kez o vakit fark edilir, ebeveynin de bir vakitler çocuk olduğu, çocukluk gülistanında yetiştikleri. Bu yüzden sorular başlar, “Anne sen çocukken…” diye. Sonra amcalar ve dayılar… Teyzeler ve halalar… Anne ve babanın da kardeşleri vardır. Onlarla daha bir güvende hisseder her çocuk kendisini.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi NİSAN 2019 sayısında.