Bezeme Sanatı ve Yazmacılık

Hani deriz ya: “Dervişin fikri ne ise zikri de odur.” Fikrimizde, hayatımızda var olanlar sözümüze, bu sözler ise ürünlerimize dökülür. Yazmalar da sarısı, mavisi, alı, moruyla türkülerimizde kendine yer bulur.

ZEHRA KORKMAZ

Coğrafya kaderdir” der ya İbn Haldun.

Kaderimdir toprağım, yazgımdır.

Alnımı sürdüğümde secdede yazılandır alnıma.

Yazılandır ömrüme.

Yazma olup da bağladığımdır başıma.

Bir avuç toprak, toprak olmadığı gibi sadece; o toprakta üretilenler de bir ürün değildir sadece.

Güzeli Aramak

Güzeldir Yaradanımız, güzel yaratmıştır. Geçici de olsa bu alemi güzel görelim, güzele varalım diye güzelliklerle donatmıştır. İşte, güzele varmaya bir yol da sanattır.

Rabbimiz nasıl ki süslemiş bizim için bu alemi, bizler de ürettiklerimizi güzeli arayarak, güzeli taklit ederek süslemişiz.

Kimi zaman bir mescidin duvarı kimi zaman bir kilim, kimi zaman bir yazma…

Böylece ortaya sanatlar çıkmış. Bu sanatlarımızdan biri olan bezeme, bir yüzeyi boyalı ya da boyasız, düz ya da kabartma şekillerle süsleme sanatıdır. Bu sanat Arapçada tezyin, tezyinat sanatı olarak isimlendirilmiştir. Türkler çok eski tarihlerden itibaren bu sanatı farklı şekillerde ve farklı yüzeylerde kullanmışlardır. Bu yüzeyler kimi zaman çanak, çömlek gibi kaplar, kimi zaman kilimler, çadır örtüleri olmuştur. Zamanla yerleşik hayata geçen ve İslamiyet ile tanışan Türkler cami, mescit, külliye, saray, çeşme gibi mimari yapıların yüzeylerini süslemişlerdir. Anadolu kadını da çorap ve patiklerde; kilim, halı ve perdelerde, başına örttüğü başörtülerde bezeme sanatının en güzel ve narin örneklerini vermiş, evini ve giysilerini bezemiştir. Bazen bir gelincik tarlasını örtülere taşımış bazen içli bir tek karanfille gönül yarasını işlemiştir.

Bir Yazmaya Yazılanlar…

“Sarı yazma yakışmaz mı güzele

Sarardı gül benzim döndü gazele

Ben gidiyom sen yarini tazele

Al da beni taştan taşa çal güzel

Oy güzel oy güzel” (Anonim)

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi MART 2019 sayısında