İçimizde Bir Ülke

Torun namını hakkıyla eda edebilmek için bırakmamak lazım onların eteklerini, dizlerinin dibinde suyun kenarında yeşeren çimenler gibi yeşil yeşil bakmak lazım gözlerine.

ALİ SÖZER

Nineleri eski evlerimize benzetirim. Onların gölgesi, güler yüzleri hayatımızdan çekilip gittikçe, o eski evler de onların gölgesindeki o şen şakrak odalar da sükuta büründü. Şair Behçet Necatigil de onların gidişiyle kaybettiklerimize dokunuyor mısralarında: “Evlerin çoğunda dirlik düzen / Kalan bir hatıra oldu geçmişte / Gönül almak, hatır saymak arama / Evlatlar aileye asi işte / Bir çığ ki kopmuş gider, üzüntüden.”

Kimseler bilmez yılların nasıl geçip gittiğini. Önce gelip gidenler azalır. Koşturmadan, telaşeden fark edilmez eksiklikleri. Sadece onlar, anneanneler-babaanneler bilir, fark eder, sorar, hatırlar, yad eder eksilenleri.

Şimdilerde biz yad ellerden gelmiş gibi, her demi yad eden o dilleri unutur olduk. Hasan Akçay onlar adına mı demiştir “Veda Gazeli”ni bilinmez ama mısraları onların derdiyle hemhal olmaya yeter: “Kalan değil, anladım; gidenmiş terk edilen / Baktığım her şafağa kanlı bir yara düştü / Çekerdim yıkılmadan bunca gamı, kederi / Ayrılık geldi en son en ince dala düştü.”

Acaba onlar kadar çocukları, torunları da ninelerini, dedelerini yad eder mi? Fakat Ali Tantavi’nin dediği gibi “Hayat aşk değil, hatıralardır.” Onlar hatırlayarak eski günlerini, son günlerini geçirirler; sessiz gemi ile limandan kalkan her bir dostun salasının ardından da “Sıra bize geldi” derler.

Uzaklara, çok uzaklara dalarak düşünürler, sorarsanız dillerinden kalbe tesir eden cümleler dökülür. Sussalar, konuşmasalar da siz anlarsınız. Merhum Akif İnan’ın dediği gibi: “Bulutlara gömülü sedeften yüzün / Dünyanı kuşatmış destansı hüzün.”

Ninelerin Gülistanı

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi ŞUBAT 2019 sayısında.