Yetimi Koruyup Kollamak

“Yerimde olsaydınız siz de sevinirdiniz. Ben, Hz. Ali ile Hz. Fatıma’ya evlat, Hasan ile Hüseyin’e kardeş, Peygamber Efendimize torun oldum.”

ABDÜLGANİ GÜMÜŞLÜ

İnsan güçsüz bir varlık olarak dünyaya gelir ve korunmaya muhtaçtır. Doğduğu ilk andan itibaren ailesinin koruması altındadır. Aile adeta bir şemsiye, tehlike anında bir kalkan gibi çocuğu kötülüklerden, nice zarardan muhafaza eder. Bu vazgeçilmez barınak; çocuğu sevgisizlikten, merhametsizlik çöllerinde savrulup kaybolmaktan korur. İnsan için en sağlıklı ortam annesi ve babasının sevgisi ile büyüdüğü sıcacık bir yuvadır. Ne var ki hayat da bir imtihandır. Birçok çocuk daha küçükken babasını kaybedip yetim kalıyor. En bariz örneğini yakın zamanda, yanı başımızda olan Suriye’de görüyoruz. İçsavaş nedeniyle yüz binlerce çocuk yetim ve öksüz kaldı. Hakeza çevremizde sayısız yetim var.

Kur’an-ı Kerim’de yirmiden fazla ayette, doğrudan veya dolaylı olarak yetimlerin gözetilmesi emredilmektedir. Onlara şefkat ve merhamet elini uzatarak doğru yolda kalmalarını sağlamak Müslümanların vazifesi olmakla beraber bunun çok büyük mükafatı da vardır.

Peygamberimize (s.a.v) Torun Olan Yetim Abdullah

Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında yetim bir çocuk olan, Abdullah’ın hikayesini hatırladınız mı? Abdullah küçük yaşta iken, bir savaşta babasını kaybetmişti. Annesi yeniden evlenince üvey baba, Abdullah’ı istememiş ve Abdullah sokaklarda sahipsiz kalmıştı. Arkadaşları gülüp oynarken o bir köşede oturur, başını elleri arasına alır, düşüncelere dalardı. Bir bayram günü Abdullah yine böyle bir kenara oturmuş, başını ellerinin arasına almıştı. Çocuklara bakıp ağlıyordu.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi OCAK 2019 sayısında.