Delilik Müessesesi Üzerine Bazı Notlar

Deli deyince; aklı bir kenara bırakmış, tepesine bir huni takmış şaşkın şaşkın dolaşan bir ademcağız gözümüzün önüne geliverir. Hayat ona güzeldir çünkü; bize bir gün ona her gün bayramdır.

ELİFE ATEŞ

Deli deyince; aklı bir kenara bırakmış, tepesine bir huni takmış şaşkın şaşkın dolaşan bir ademcağız gözümüzün önüne geliverir. Hayat ona güzeldir çünkü; bize bir gün ona her gün bayramdır. Fakat şunu akılda tutmakta fayda var: O da sizin benim gibi bir Adem evladıdır. Yani hepimizde bir delilik potansiyeli mahfuzdur (saklıdır). Eskiler bunu ifade etmek için “Deli de görünüşte senin benim gibi bir insandır” anlamında “Deli, bal kabağından olmaz ya” demişler.

AKLIN SINIRINI GEÇMEK

Şiddetli muhabbeti “deli gibi sevmek” diye tanımlarız. Cesur, gözü pek insanlara “Kanı deli akıyor” deriz. Delilik bizce sınırsızlık manasına gelir. Nitekim deli kardeşlerimiz de aklın sınırlarını bir hayli geçtikleri için “deli” olarak nam kazanmışlardır. Delilik deyip geçmemek gerekir. Biz deliye saygı duyarız hatta deliyi severiz. Niye? Çünkü delilikten veliliğe ince bir yol vardır.

“MECNUN” KİŞİSİ ÜZERİNE

“Mecnun” delinin Arapçasıdır. “Aklın zail olması” anlamına gelen “cinnet” kelimesinden türemiştir. Kadim edebiyatımızda farklı şairlerce yazılmış birçok “Leyla ile Mecnun” mesnevisinden dolayı “Mecnun” çokça meşhur olmuştur. Aslında eserdeki başkahramanın adı Kays’tır. Fakat gönlünde taşıdığı ve zamanla kendisini Mevla’ya ulaştıran şiddetli muhabbeti nedeniyle “Mecnun” lakabını almıştır ve adı unutulmuştur. Öyle ki bugün bile biz kendisini Mecnun olarak hatırlarız.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi KASIM 2018 sayısında.