Bir Koku ile Değişir İklim

Bize “Ne olursan ol gel” derken içimizin kokularından haberdar olarak “gel” derler. Gönlümüzün, ahlakımızın kokularını duya duya, o kokulara katlanmak pahasına “gel” derler.

ZEHRA KORKMAZ

Bir koku ile yaşar, bir koku yayarız dünyaya.

Süründüğümüz bir koku değildir o.

Sürdürdüğümüz hayatın kokusudur.

Gönlümüzün kokusudur.

Ahlakımızın kokusudur.

Şimdi bir koku ver dünyaya kendi kokundan.

O koku ile sevgi yayılsın, merhamet yayılsın, tevazu yayılsın.

İnsani ve İslami bir duruş yayılsın. 

İçimizden Yayılan Ey!..

Bir kalp vardır kalbimizde kalbimizden içeru. İşte o kalp gönüldür.

Kalbimizin bir iklimi vardır, gönlümüzün bir iklimi.

O iklimlerin de kendilerine has kokuları. 

Ellerimizin kokusu vardır, bir de gönüllerimizin. Ellerin kokusu burunla alınırken gönlün kokusu gönülle alınır. O kokuyu gönül ikliminin sakinleri duyarlar.

Seven, merhamet duyan, vicdan sahibi bir gönülle; haset eden, kibreden, gaddar bir gönül aynı kokuyu yaymaz.

Bilge bir adam dostlarının uzak bir seferden geldiklerini görür. Dostlarının karnı açtır. Onlara “Aman, yolda fil yavruları görürseniz onlardan uzak durun!” diyerek nasihat eder. Dediği gibi de olur. Yollarına fil yavruları çıkar fakat aç olan yolcuların aklından bilge dostlarının nasihati çıkmıştır. Aç kurtlar gibi fil yavrularına saldırır ve yakaladıklarını yerler. Yalnızca bir kişi bilge dostlarının nasihatini hatırlar, bu av ve yeme işine karışmaz. Sonra hepsini bir uyku bastırır. Sızarlar. Sadece fil yavrularını yemeyen adam ayaktadır. 

Gece uzaktan kızgın bir fil gelir. Bu, anne fildir. İlk önce uykuda olmayan adama yaklaşır ve adamı koklar. Ona bir zarar vermez. Sonra diğerlerini yoklar. Yolcuların ağızlarını koklar ve bakar ki yavrularının kokusu… Ana yüreği ile yolcuları perişan eder. Kimilerini ayakları ile ezer, kimilerini fırlatır atar. Bu şekilde hepsini öldürür.

Mevlana bu hikayeyi anlattıktan sonra mealen şunları söyler: Hak Teala ağız kokusundan haberdardır. Allah indinde vaziyeti örtbas edemeyiz. Hırs, kibir, haset ve şehvet gibi her kötü halin bir kokusu vardır ve konuşurken soğan, sarımsak kokusu gibi belli olur. Bazen duaların reddedilmesinin sebebi de o fena kokudur.

Hayatta ne yedik içtik ve ne yapıp ettiysek mide kokumuz bizi ele verir. O kokuyu saklayamayız. Parfüm de sürsek, nane de yesek beyhudedir. Ne Allah’ı kandırabiliriz ne de alem içindeki koku tanıyıcılarını. O koku tanıyıcıları sadık kullar, gönül ikliminin sakinleridir. Allayıp pulladığımız dışımızla onları aldatamayız. Onlar içimizin rengini, kokusunu bilirler. Bize “Ne olursan ol gel” derken içimizin kokularından haberdar olarak “gel” derler. Gönlümüzün, ahlakımızın kokularını duya duya, o kokulara katlanmak pahasına “gel” derler. 

Minarelerden ve Sahifelerden Yayılan Ey!..

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi EYLÜL 2018 sayısında.