Ruhumuzu Kaybettik Hükümsüzdür!

İnsanlarla insanca, korkmadan, güvenerek yaşadığım bu dünya, çocukluğum, ilk gençliğim hoyratça kopartılıp alınmış gibi elimden; bir hüzünle tekrar aynı durakta, yağan yağmura ve üzerime su sıçratan arabalara aldırmadan öylece dikilip bekliyorum…

RÜMEYSA OĞUZ

Durakta otobüs bekliyorum. Aklımın bir köşesinde, oraya nereden gelip de yerleştiğini bilmediğim bir şiir, rüzgarın önüne kattığı sonbahar yaprakları misali uçuveriyor: “Hani herkes arkadaş, hani oyunlar sürerken… Eskidendi, çok eskiden…” Geçen otobüslere aldırmadan bekliyorum. Yağmurdan sırılsıklam olmuş bir kadın, titremesini azaltmak istercesine sıkı sıkı sarılıyor şalına önümden geçerken. Hızla geçen arabalar az önce yağan yağmurun suyunu üzerime sıçratıyor hiç durmadan. Neyi beklediğimi bilmeden bekliyorum.

Kasım yağmurlarında ıslanıyor giysileri bekleyenlerin. Herkeste bir telaş, gözleri gelen otobüslerin numaralarından doğru olanı arıyor. Benim gözlerim ise insanları, yağmurları, otobüsleri, kaldırımları ve beni ıslatıp geçen arabaları aşıp ötelere bakıyor. Bekliyorum. Şiddetli bir yağmur başlıyor tekrardan, aldırmıyorum. Sicim gibi inen damlalar gözlerime mil çekiyor adeta ama inatla, gelen otobüslere odaklanan insanlara bakıyorum. Bilmem kaçıncı otobüs kapılarını açıyor önümde. İnenler çok az, insan yığınının üzerine yenileri ekleniyor. Otobüsün kapısı kapanırken, dev ağızlı bir canavar koca bir kalabalığı yutmuşçasına hayretle bakıyorum ardından.

Sonra diniyor yağmur. Önümden bir kadın geçiyor elini sımsıkı tuttuğu kızını çekiştirerek. Gözlerimle beraber kulaklarımı da açıp ardlarından bakıyorum. Kadın yüksek sesle tekrar ve tekrar komut veriyor kızına: “Bir daha asla tanımadığın bir insana cevap vermeyeceksin, adres sorsa dahi fark etmez.” Şaşırsam mı, diye düşünürken aslında bu öğüde pek de şaşırmadığıma şaşırıyorum. Arkadaki apartmanın parmaklıklı camından bir kadın sesleniyor oğluna: “Yiğit, Yiğit dedim sana! Bak camın önündeyim, gözümün önünden ayrıldığın an sokağı unut!” Sonra sokağın başındaki yaşlı adam ilişiyor gözüme. Elinde üç koca poşet, her iki adımda bir soluklanmak için duruyor. Elini beline koyup etrafa bakıyor; ama heyhat! Sanki amca orada değil gibi poşetlerinin üzerinden atlayıp geçen onlarcasından kimse, hiç kimse amcanın yükünü yüklenmiyor.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Ağustos 2018 sayısında.