Kıymeti Bilinmeyen Ömür Sermayesi

“Akıp giden zaman içinde bir kafesteyim, her türlü amelde çok ahesteyim. Kabrim beni bekliyorken dünyalık hevesteyim. Uyandır artık Ya Rab! Belki de son nefesteyim...” (Hz. Mevlana)

ABDÜLGANİ GÜMÜŞLÜ

Her şeyi zamana bırakalım”, “Zamanı gelince çok güzel olacak”, “Zaman, bulunmaz bir ilaç”, “Zaman çok kıymetli”, “En tarifsiz acılar dahi zamanla düzelir”, “Her şeyin bir zamanı var”… Bu sözleri sıkça duyuyoruz. Peki, ne kadar önemsiyoruz?

Zaman kavramının önemini ve değerini, insana verilmiş nimetlerin en büyüğü olduğunu, Allah Teala’nın zamana yemin ettiğini Kur’an-ı Kerim’den biliyoruz. Zaman, Allah Teala’nın insana lütfettiği ömür sermayesidir. Kötü, acımasız, hain değildir. Allah’ın emrini harfiyen yerine getirendir. Rasulullah (s.a.v), Yüce Allah’ın şöyle buyurduğunu söyler: “Ademoğlu zamana söver. Halbuki zaman benim; yani gece ve gündüz benim tasarrufumdadır.” (Buhari, Edep, 101)

Şimdiye Kadar Uykuda mıydım?

Zaman, insanoğlu için çocuğun elindeki değerli bir mücevher gibi. Çocuk mücevherin kıymetini bilmez. Kendisine verilen bir şeker, bir çikolata karşılığında mücevheri verir de onu kaybettiği için üzülmez, ağlamaz. İnsan olgunluk çağında da olsa çoğu zaman tıpkı o çocuk gibidir, malayani şeylerle zamanını geçirir. Elden giden boş zamanın kıymetini anlamaz. Yaptıklarından hesaba çekileceğini unutur. Oysa yaptıklarının hiçbiri karşılıksız kalmayacak, boşa geçirdiği her saat hatta her an için muhakkak pişmanlık duyacaktır.

Gelin, Sa’di Şirazi’nin şu nasihatine kulak verelim: “Geçen günlerimi düşünüyorum, heba olup giden ömrüme acıyor ve gönül sarayının taşını gözyaşımın elmasıyla deliyorum. Her an zaman geçiyor, yaşım ilerliyor ve nefesim gittikçe tükeniyor; bakıyorum da elimde çok bir şey kalmamış. Şimdiye kadar uykuda mıydım?

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Temmuz 2018 sayısında.