Bir Kilo Çilek Kaç Gönül Eder?

O çocuğun gözyaşları benim yanağımdan süzülürken kendi kendime şunu soruyorum: “Bir kilo çilek kaç gönül eder?”

RÜMEYSA OĞUZ

Semt pazarındayım. Sıra sıra dizilmiş kabak, patlıcan, domates ve salatalık tezgahlarının arkasında bir patırtı kopuyor. İri yarı, kara saçlı, gür bıyıklı, kıyafeti solmuş ve tüm günün satışını belgeler gibi gömleği yer yer meyve lekeleri ile dolmuş pazarcı; zayıf, on üç yaşlarında, kafası önünde, üstü başı kirli, ayak baş parmağı delik ayakkabısından görünen bir çocuğun kulağını tutmuş çekip duruyor.

Pazarcının her hamlesinde çocuk ayaklarının ucuna basıyor, acısını hafifletmek ister gibi ellerini pazarcının kulağını tutan ellerine yaklaştırıyor; fakat bu hamlenin neticesinde de pazarcının boştaki eli ile attığı tokatlara maruz kalıyordu. İlk şaşkınlık atlatıldıktan sonra kalabalıkta “Ne oluyor yahu?” diye sesler yükselmeye başladı. Pazarcı o kalın sesiyle kendinden emin, büyük bir suçluyu yakalamış yahut bir kanun kaçağını suçüstü basmış gibi söylenmeye başladı: “Ne olacak? Biz burada akşama kadar güneşin altında rızkımızın peşinden koşalım, böyle utanmaz arlanmazlar da boyuna posuna bakmadan gelsin bize haraç kesmeye kalksın.” Sözleri ile öfkesi yeniden dirilen pazarcı, bir kez daha çocuğun kulağına asılıp “Ben alın terimi sana yedirir miyim ulan!” diye kükredi. Acelesi olan ve mevzuyu anlayan bir grup, yeniden tezgahlara yönelip uzaklaştı. Birkaç yaşlı adam, “Ne günlere kaldık!” diye söylenerek birbirine baktı. Olayın şokunu atamamış birkaç adam ise gözünü bu sahneye dikmiş, öylece kalakalmıştı. Neyse ki pazarcının komşu tezgahından arkadaşları “Bırak yahu, çocuk işte ne yapmışsa verdin dersini. Uzatma da akşam akşam tadımız kaçmasın. 

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Haziran 2018 sayısında