Ben Bir Arayışım

Kalbimde onulmaz bir boşlukla doğmadığımı kim inkar edebilir? Hiç dinmeyen, esasında hiç son bulmayacak olan bir tefrikanın içine doğmuş gibiydim. İlk adımımı attım ağır aksak; ellerim boşluktaydı.

KÜBRA GÜDEROĞLU

Kalbimde onulmaz bir boşlukla doğmadığımı kim inkar edebilir? Hiç dinmeyen, esasında hiç son bulmayacak olan bir tefrikanın içine doğmuş gibiydim. İlk adımımı attım ağır aksak; ellerim boşluktaydı. “Yaşamak biraz da böyle bir şey” diyeceğim, değil. Yaşamak, “tam olarak” böyle bir şey. Yoruluyorum; kenarda soluklanmak için sırtımı dayadığım duvar, başıma yıkılıyor. Nefesim daralıyor; ciğerime çektiğim hava beni boğuyor. Neye uzatsam elimi, elim uzandığı yerde kalıyor.

Bir mübarek zat -ki Allah ömrüne hayırlar versin- “Engel çok, yol zahmetli fakat nimet de külfete göredir” diyor. Okuyorum. Gözlerim dalıyor, sonra ayağım bir taşa daha takılıyor. Bir tefrika daha, bir handikap, bir çırpınış…Ve bir çırpınış daha… Bunun dünyadan onurlu bir göçme direnişi olduğunu anlıyorum sonra. Basiret ve feraset dileyecek kıvama geliyorum çünkü yaklaştığımı hissediyorum. Yaklaşmak da göreceli oysa. Vardım sandıkça uzayan bir yol düşünün. Kendisine aşina olduğum zannına kapıldığım bu yollar, beni hep farklı caddelere, çıkmaz sokaklara götürüyor. Hiç bilmediğim, hiç tatmadığım yine de özlemini en derinimde hissettiğim bir şeyi arar gibi arıyorum. Binlerce kez yanılıp, binlerce kez yoruluyorum ama yolun beni alıp kenara çalmayışına da hayretler yetiremiyorum. Devam ediyorum. Gittiğim kadar uzayan yollar, varamadığım kadar büyüyen bir boşluğa dönüşüyor. Bir noksanla başladığım tamamlanma gayretine, bin bir eksiklikle devam ediyorum.

Sanki bir dağmışım, güneş açtıkça karlar içinde kalıyorum; bir kuşmuşum da semaya yükseldikçe kafeslere konuyorum. Hal böyleyken, ben adım başı kapaklandıkça beni usulca kaldırıp yola koyan bir gücü hissediyorum omuzlarımda. Yürüdükçe içimdeki yücelere erişme potansiyelini fark ediyorum. Gözlerim büyüyor. O dem, bir umuda dönüşüyor düşmeler. Yanılmaktan, yorulmaktan, düşmekten korkmuyorum artık. Bir alışkanlığa dönüşüyor arayışım. Buldum zehabına kapıldıklarımın beni uğrattığı umut kıran yanılgı, artık bana güven veriyor. Biliyorum, hissediyorum. Tam şah damarımda hakikat… “Yaşamın böyle gizemli bir yanı olmalı” dediğim noktada bekliyorum. Kıymetli bir direnişe dönüşüyor yaşamak.

Her şeye rağmen dünyada muhakkak tamamlanması gereken eksikliklerin olduğunu düşünüyorum. Bir taşın gediğine oturması, göçmen kuşun yuvasını bulması, yüzyıllarca birbirini arayan iki çift gözün nihayet kavuşması beni heyecanlandırıyor. Dokunaklı bir şarkıya benzetiyorum bu döngüyü.

Bulamamış olmanın ıstırabından çok, arıyor olmanın hazzını tattığımdan beri bir sedef gibi duruyor yüreğimin kuytusunda yaşamak.