“Ademi Söz Degül mi Adem İden?”

Sevgili kardeşler, bilirsiniz ben biraz Osmanlı Türkçesi meftunuyum ve herkes biraz öyle olsun isterim. Nitekim güzel dilimizin altın çağını yaşadığını düşündüğüm Osmanlı dönemi, bugün uzaktan melül melül (boynu bükük) baktığımız bir sürü güzelliği inci bir gerdanlık gibi boynunda taşır.

ELİFE ATEŞ

Sevgili kardeşler, bilirsiniz ben biraz Osmanlı Türkçesi meftunuyum ve herkes biraz öyle olsun isterim. Nitekim güzel dilimizin altın çağını yaşadığını düşündüğüm Osmanlı dönemi, bugün uzaktan melül melül (boynu bükük) baktığımız bir sürü güzelliği inci bir gerdanlık gibi boynunda taşır. Ben kütüphaneler dolusu nice ata yadigarının “rast-gu”suyum. Nitekim “yalancısıyım” demek bize yakışmaz. “Rast-gu” ne demektir, ona gelecek olursak: “Rast” kelimesini hepiciğiniz bilirsiniz. Farsça kökenli bir kelimedir ve “doğru, düz” anlamlarına gelir. Hani işinizin “rast” (doğru) gittiği zamanlar vardır ya, işte o “rast” bu “rast”… “Gu”ya gelecek olursak, o da yine Farsça kökenli bir kelimedir ve “söyleyen” anlamındadır. İki kelime birleşince de “doğru söyleyen” anlamındaki “rast-gu” kelimesi meydana gelivermiştir. Hem ekonomik hem estetik… Atalar her harfi tasarruflu kullanmışlar.

“SÖZ” VAAR, SÖZ VAR…

Bugün sadece tek bir “söz” ile ifade edebildiğimiz çoğu şeyi o vakitler bir sürü söz ile ifade edebilirmişiz. Nitekim “söz” kelimesinin birçok muadili varmış: Kelam, sühan, kavil, laf, lafız, güft, güftar… En basit bir “dedikodu” kelimesinin bile bir sürü estetik muadilleri mevcutmuş. Ki bunların bir kısmını siz de bilirsiniz fakat artık size dedikoduyu çağrıştırmaz. Zira kendileri birtakım alanlara mahsus olarak kullanılmaktadırlar halihazırda. Mesela kılükal, kov, güft ü gu, gıybet, nemime; dedikodunun geçmiş zaman muadilleriymiş. Bu işi yapan kişilere de “nemmam, suhan-çin, kovcu…” denirmiş. Bu kelimecağızlardan kimisi özbeöz Türkçe; kimisi Farsça orijinli, kimisi Arapça orijinlidir ki kendileri bizim kardeş dillerimiz olur. Hepsi bize İngilizceden daha kardeştirler.

KILÜKAL

Kılükal, Arapça “kıle-kıl” (denildi) ve “kale-kal” (dedi) kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Türkçeye direkt tercümesi “denildi-dedi”, dolaylı tercümesi ise “dedi-kodu”dur. Mesela Fuzuli dedemiz vaktizamanında ilmin her türlüsünü bir “kılükal”e benzetmiştir: “Aşk imiş her ne var alemde / İlm bir kılükal imiş ancak”

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Mart 2018 sayısında.