Kaloriferden Önce Kaloriferden Sonra

Soba, benim zihin arşivimde bir hükümdar tahtı gibiydi. Ailedeki herkesin aynı odada kalabilmesinin bir vesilesi idi. Sobanın olduğu odada yemek yenir, ödev yapılır, misafir ağırlanır, sohbet edilir ve hatta uyunurdu. Soba hangi odada ise imparatorluğun başkenti de orası idi.

GAMZE GÜRLER KIRCILI

Devletler gibi yuvaların da tarihi yazılacak olursa bir gün zannederim, K.Ö ve K.S şeklinde bir milat not düşülecek arşivlere. Açılımı da “Kaloriferden Önce – Kaloriferden Sonra” olacak.

Malumunuz, kaloriferin hayatımıza getirdiği konfor işimizi hayli kolaylaştırdı. Evin her odasını eşit şekilde ısıtan bu büyük buluş hepimizi mest etti. Gelin görün ki çokları için sadece fatura ve peteklerin bakımı gibi küçük problemler çıkaran bu icadın, benim nazarımda ortaya çıkardığı daha başka problemler de var.

Soba, benim zihin arşivimde bir hükümdar tahtı gibiydi. Ailedeki herkesin aynı odada kalabilmesinin bir vesilesi idi. Sobanın olduğu odada yemek yenir, ödev yapılır, misafir ağırlanır, sohbet edilir ve hatta uyunurdu. Soba hangi odada ise imparatorluğun başkenti de orası idi. Ve bu merkezi yönetim sistemi, bana kalırsa evleri yuva yapan önemli faktörlerden biriydi.

7-8 Çocuğun Fısıltı İle Şahane Oyunlar Üretebildiği Son Nesildik

Sobalı evde misafir gelince herkes aynı odada oturduğundan; çocuklar büyüklerin yanında kendilerine sürekli çekidüzen vermeye mecbur kalırdı. Babalar sohbet ederken arada “Şşşşt! Biraz sessiz olun bakiim!” derlerdi. Ve biz, sobalı evlerin çocukları, 7-8 çocuğun fısıltı ile şahane oyunlar üretebildiği son nesildik. Sıkılmak veya oyun bulmakta zorlanmak gibi lükslerimiz de hiç olmadı. Şimdilerde çocuklar eğer çalan kapıyı açmadılarsa, misafirin yüzünü hiç görmeyebiliyorlar. Odalarından çıkıp konukların ellerini öpmeleri için dilekçe yazmamız gerekiyor. Sadece çocuklar mı? Anneler bile artık misafir kabul ederken çocuklarının ödevleri veya sınav takvimleri ile paralel cevaplar veriyor. Sobalı bir odada; misafire, televizyon gürültüsüne, çay bardaklarının şıkırtısına ve oyuncaklara rağmen, üstelik masa olmadan yere oturarak ders yapabilen çocuklardık biz. Ve çoğumuz, üniversite sınavını böyle ortamlarda kazandık.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Mart 2018 sayısında.