İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın

“Yeni ideolojiler, açıkça savaştan yana çıkarak, İslam’ın savaşçı olmasını dilleriyle değilse de durumları ve davranışlarıyla onayladılar. Ama onlar barış savaşçısı olamadılar, İslam gibi. Terör savaşçısı oldular. Terörse, bir parça karanlık, bir parça ölümden başka bir şey değil. Onların savaşlarına ötekinin eli değmediğinden pusatları paslanır, zaferleri çıkmaz kin lekesiyle kirlenir. Çocuk öldürür onlar, kadın öldürürler. Onların savaşının yemişi iskelettir. Bizim savaşımızınkiyse barış.” (Sezai Karakoç, Dirilişin Çevresinde)

MEHMET ALİ ÖZKAN

İnanç ve değerlerimiz bizlere çift yönlü ideal bir hayat yolu çizer; hem madde hem de mana aleminde nerede olacağımız, duracağımız hususunda fikir temelleri kurdurur. Ümitlerimiz, hayallerimiz hep bu zemin üzerinde gelişip yükselir.

Devletler de insanlar gibi inançlarla, hislerle, duygularla gelişir; kurallarını ve prensiplerini bu şekilde sabit hale getirirler. Bir milletin beslendiği ruh, taklit ettiği kahramanlar, tabi olduğu önderler fert fert bütün topluma yapması gerekenleri söyler, vurgular; vazife verir. Bu yönden düşünüldüğünde geçmişe bakmak bugünü anlamakla mürekkeptir.

Emperyalist ideolojilerle kurulan, işgali emel, katli vazife, sömürüyü hedef bilenler ile “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” mottosunu kendine düstur edinenler şüphesiz aynı safta, aynı cephede yer alamazlar.

Zulüm, veba hastalığı gibi bereketli topraklar üzerinde gezerken ruhunu ve benliğini şeytana adayanlarla savaşmak her cihetten insan için rasyonel bir zorunluluktur. Bu gerçeği görmek için Fatihler, Yavuzlar, Süleymanlar hem bize hem de tüm dünyaya yeterlidir. Onların savaşı; barışın çobanı, huzurun müjdeleyici ulağı, mazlumun hayat yapraklarına serlevhaydı. Bugünse bizlerin mana alemi onlarla doludur. Her hareketimiz onların bize öğrettiği, nasihat verdiği doğrultudadır, Nurettin Topçu’nun dediği gibi: “Beş yüz bir sene evvel bugün Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u aldı. Bu, tarih hadisesidir. Bizi kendisine bağlayan bu hadise değil, belki bu hadisenin arkasına gizlenen iradedir. Biz bu iradenin sahibi olan insana dikkatle bakıyoruz. Ona hayalimizde olsun benzemenin imkanını tasavvur ederek ümitleniyoruz. Bu ümit bir dua gibidir…”

Bugün Afrin, Yarın…

Yüzyıllardır Hristiyan Batı’nın özellikle Ortadoğu halkına biçtiği rol; kan ve gözyaşının olağanlaştığı biçareliktir. Dünya hakimiyetini, katlettikleri savunmasızlar üzerine bina etmek hayaliyle yedi başlı ejderha gibi Müslüman coğrafyayı yağma eden müstemlekeci (sömürgeci) ideolojiler, asırlardır kurdukları mezalim sahnesinde eziyet ve işkencelerle perde açıp kapıyorlar.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Mart 2018 sayısında.