Ansızın

Sadi Şirazi şöyle demiştir: “Hayır işlemeye muvaffak olduğun için Allah’a şükret. Zira Hak Teala seni lütuf ve ihsanında boş bırakmadı.”

ABDÜLGANİ GÜMÜŞLÜ

Bir bakmışsın aylar, yıllar ansızın geçip gitmiş; çocuğun büyümüş, saçların beyazlamış, yaşın ilerlemiş… Artık sana kimse “kardeş”, “abi”, “abla” demiyor. Bütün fişekler atılmış da topun ağzına sen gelivermişsin, haberin yok. Ansızın anlar insan geçiverdiğini bir ömrün. Hal böyle olunca, Azrail de ansızın gelir.

Azrail’in gelişiyle “ansızın” sözcüğü kifayetsiz kalır. Ondan sonraki bütün merhaleler artık kendiliğinden görülür, an “an” değildir de başka bir şeydir artık. Nerede eş, dost, akraba? Uzak ve yakın komşular, diz dize oturup da birbirinin derdine ortak olan ahbap ve yaren?

Cümlesinin, Cenab-ı Hak yoktan var olmalarını takdir ettiği gibi fena bulmalarını da takdir etti ve işte hepsi aramızdan ayrıldılar. Sanki hiç yaşamamışlar gibi yerleri ıpıssız kaldı.

Yahu ömrün tamamı, gündüzün parıltısı ve gecenin karartısı mesabesindedir! Zamanını gaflet uykularıyla geçirme, ciddiyet ve gayret atını mahmuzlayarak selamet menziline ulaşmış süvarilerden birine tabi ol.

Aziz Dostum! İbnü’l-Vakt’in Size Diyeceği Var:

Ey hocalar, hele başınızı kitaplardan bir kaldırın. Talebeler, siz de bir tul-i fasıl eyleyin. Çalışanlar, beş dakika dinleyin. Ey güzel insan, oyuna kısa bir ara ver; henüz vakit varken anı dinle.

Geçen akşam eve gidiyorum, sokağın ortasında bir araç durmuş… Bir iki kez işaret etmeme rağmen araç hareket etmeyince yanına kadar gittim. Aracın uzunları yanınca baktım ki sürücü araçtan yere düşmüş, bir yere tutunup da kalkmaya çalışıyor. Hemen kontağı kapatıp şahin kuşu gibi fırladım; adamın kolundan tutup kaldırdım. “Hayırdır amca! Hastaneye götüreyim mi seni?” dedim. “Sağ ol evladım, araçta tansiyonum düştü, fenalaştım. Araçtan inip hava alayım dedim, lakin dengemi kaybedip yere düştüm.” dedi.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Mart 2018 sayısında.