Bir Garip Divane Reyhane Valiha (rh.a)

Halkın günlük hayatın akışı içinde peşine düştüğü, bazen de kendini kaptırdığı şeylere Reyhane’nin hayatında yer yoktu. Bu yüzden halk ona, keder ve hüzünden aklı giden, şaşıran kadın manasında “Valiha” diyordu. Reyhane artık çoklarına göre, aklını yitiren bir garip divaneydi.

SELİM UĞUR

Reyhane hicri ikinci asırda, Basra’da, Dicle kenarındaki şirin bir kasaba olan Übelle’de doğmuştur. Çocukluğu ve gençliği burada geçmiştir. Saadet asrına çok yakın olan bu dönemde tasavvuf ve sufi kavramları yaygın olarak kullanılmıyordu. Ancak müminler İslam’ın zahir ve batın yönlerine riayet etmeye çalışıyor, salihleri rehber edinerek irfan pınarlarından yudumluyorlardı. Özellikle Hasan-ı Basri’nin (v. 110) bölgedeki tesiri vefatına rağmen devam ediyordu. Hasan-ı Basri’nin (k.s) izlerini takip eden, onun yolunda giden Salih el-Mürri hikmet ehli ve yüksek ilim sahibiydi. Riyazete çok önem verirdi. Nefsin kusurlarını bilir, insanlara rehberlik ederdi. Allah korkusu ve yüksek takvası sebebiyle sürekli gözyaşı dökmesi insanları derinden etkilerdi. Reyhane, Salih el-Mürri’yi (v. 176) tanıyarak manevi hayatında yeni bir yola girdi.

Reyhane mütevazı bir yaşantının içinden geliyordu. Haram görmemiş, dinlememiş; boğazından haram lokma girmemiş, şüphelilerle dahi karşı karşıya kalmamıştı. Günlük yaşantısı adeta riyazet gibiydi. Fakir olmak, kırsalda yaşamak zahiri imkanlarını kısıtlasa da manevi istidadını iyice bilemişti. Artık aşk ateşinde yanması ve velayet mertebelerinde yükselmesi için yalnızca bir kıvılcım gerekiyordu. Bu da şüphesiz mürşid-i kamilin işiydi. Kaynaklarımıza göre bu kıvılcımı çakmak ve Reyhane’nin saliha aşıklar arasına katılmasına vesile olmak Salih el-Mürri’ye nasip oldu.

Aşkın Girdabına Kapıldı

Reyhane temiz kalbi ve masum ahvaliyle kısa sürede büyük mesafe kat etti. Dünyanın oyun ve eğlence olduğunu yakinen bildi ve kendini aşkın girdabına bıraktı. İlahi muhabbetin ve ubudiyetin tadını aldı. Gönlüne gelenleri mısralara döktü. Bununla da yetinmedi. İlahi aşkın bir nişanesi olarak yakasına astı, yanında taşıdı. Allah Teala’ya olan şu münacatı onun yüksek ahvalini açık bir şekilde gösteriyordu:

“Dostum, amelim, sürurum sensin.

Gönlüm yalnız senin muhabbetinle dolu,

Başka hiçbir sevgi giremez.

Azizim, emelim, neşem sessin.

Nicedir kavuşma iştiyakındayım,

Acep vuslatım ne zaman?”

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Şubat 2018 sayısında.