“Başarısızlık”da Sevgiye Dahil mi?

Kendi yetenekleri araştırılmadan sürekli başkalarıyla kıyaslanan çocuk sanki dışarıda “mutlak” bir başarı var da o, bunu yakalamaktan yoksunmuş gibi düşünüp kendisini “yetersiz” hisseder ve içten içe utanç duyar.

ELİFE ATEŞ

İngilizcede “kendini başkasının yerine koymak” anlamına gelen, Türkçeye direkt tercümesi “başkasının ayakkabıları ile yürümek” olan bir deyim vardır: “Walk in one’s shoes.” Şimdi gözünüzün önüne çocuğunuzun ayakkabılarını getirin ve onları ayağınıza giymeye çalışın. Size küçük geldiler, değil mi? Sizin ayakkabılarınız da çocuğunuza büyük gelir. Kullandığınız tabirler, öğrenim metotları vs. için de aynı şeyi düşünün. Sizin öğrendiğiniz dünya, size hitap eden tabirler çocuğunuzun dünyasında “anlamaya çalıştığı fakat anlayamadığı için kendini yetersiz hissettiği” ibareler olarak yer eder. Şimdi bunları bir yere not edin…

Çocuklarımız 5-6 yaşlarına geldiklerinde MEB müfredatına tabi “zorunlu” eğitim-öğretim hayatları başlar. Çocuğun okul dışındaki vaktinin büyük bir kısmını da yine okulla ilişkili ödevler, projeler, sınav hazırlıkları vb. kaplar. Okul, çocuğun hayatının tam merkezindedir. Dolayısıyla bu alanda yaşanan olumlu-olumsuz her unsur çocuğun karakter oluşumunda doğrudan etkilidir.

Başarı Baskısı Dediğimiz…

Çocukların eğitim hayatları boyunca en çok karşılaştıkları ve tesiri altında kaldıkları olumsuz unsur “başarı baskısı”dır. Çocuğun kapasitesi, kendisi için gerekli motivasyonun sağlanıp sağlanmadığı, ihtiyacı olan desteği alıp alamadığı, uygun çalışma koşullarının ve ortamının kendisi için sağlanıp sağlanmadığı gibi temel hususlar gözetilmeksizin çocuktan fiziksel sınırlarının ve bilişsel kapasitesinin üstünde bir performans beklemek ve çocuğun gerçeğine uymayan hedefler dayatmak “başarı baskısı” olarak adlandırılabilir. Bu baskının en yaygın ve somut örnekleri çocuğun akranlarıyla, aile içi diğer üyelerle hatta anne babanın kendi öğrencilik dönemleriyle mukayese edilmesidir. Başarı baskısının üç sacayağı ise “ev, okul ve çevre”dir.

Başarı Baskısı ve Okul

Maalesef Türkiye’de okullarımızın çoğu çocukların kendine özgü yeteneklerinin keşfedilip geliştirildiği yerler olmaktan uzaktır. Okulda en çok matematik, kimya, fizik, biyoloji, geometri gibi sayısal dersler vurgulanır. Diğer dersler ve çocuğun kendine özgü yetenekleri önemsenmez. Ayrıca çocuklar; çocuk psikolojisini dikkate almayan, daha önceden belirlenmiş bazı ölçütlere göre değerlendirilirler.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Şubat 2018 sayısında.