“Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla”

İmam ziyaretime geldiğinde “Derviş dede, hanımın vefat etti, çocukların var mı kimse bilmiyor. Üstelik artık rahatsızsın da. Tüm bunlara rağmen burada tek başına çabalayıp nasıl bu kadar mutlu oluyorsun?” Dedi. Ona şöyle cevap verdim: “Evlat; ben öldüğümde ‘bir ihtiyar daha göçüp gitti’ demeyecekler ardımdan. Beni bu halimle hatırlayacaklar.”

“Kuş Ölür Sen Uçuşu Hatırla”
RÜMEYSA OĞUZ

Sabah erken bir vakitte, henüz insanların telaşı başlamamışken, kuşların cıvıltısı en güzel besteleri kıskandıracak nağmeler ile doğan güneşe eşlik ederken uyandı Derviş. Her zaman yaptığı gibi sağ yanından kalktı, ayağının dibindeki eski, lacivert naylon terliklerini giydi. Biraz yatakta oturduktan sonra sessizce kapıyı açıp çınar ağacının gölgesindeki çeşmeye yöneldi. İbriğine çeşmeden su doldurup abdestini aldı. Bahçedeki küçük, mavi tüpü açıp çay suyunu koydu. Bahçenin yarım metreyi geçmeyen duvarının dibindeki eski masanın üzerine peyniri, zeytini, yarım ekmeğini ve balı getirdi. Çayın olmasını beklerken onarılmayı bekleyen ayakkabılardan birini alıp tamire koyuldu.

Bir müddet sonra sokaktaki sesler kuş seslerini bastırmaya başladı. Sokağın başında diğer gecekondulara nispeten biraz yüksekçe olan evinden etrafı seyrederek kahvaltısını yaptı Derviş. İki ev aşağıdan bir bebek ağlaması duydu. Belli ki tüm gece anasını uyutmayan yavru, sabahında da kadına rahat vermiyordu. Ardından anasının sesi bebeninkini bastırdı: “Yeter, bıktım billahi! Küçücük boyunla mum tutturuyorsun hepimize, yeter! Bir saat kes de sesini uyuyayım, başım çatlıyor!” Derviş gülümsedi, yanında duran eski, cildi yırtılmaya yüz tutmuş ancak birkaç yaprağı boş kalmış deftere hızla bir şeyler karaladı. Ardından bahçe kapıları açılmaya başladı bir bir. Çocuklar okula, babalar işe doğru yol alıyor, geçerken vakti olan, Derviş ile hasbihal ediyordu.

Bir müddet sonra karşı evde oturan ihtiyar, her sabah adeti olduğu üzere usul adımlarla bahçe kapısını aralayıp geldi, Derviş’in karşısındaki sandalyeye oturdu. Bunu her sabah yaptığı için kendisine ayrılmış, hazırda bulunan boş bardağa teklifsizce çayını koydu.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Kasım 2017 sayısında.