Rızkı Veren Hüda’dır

Hep beraber camiye yönelmiş yürürken yaşlı gözlerini titreyen elleri ile silen amca, imamın sırtını sıvazlayarak “seninki de soru mu be oğlum?” Dedi, “kim olacak, onu buraya kulunu darda koymayan rezzak gönderdi.”

Rızkı Veren Hüda’dır
RÜMEYSA OĞUZ

Eylül, serin bir ikindi vakti. Caminin avlusunda su sesi, şadırvandan geliyor. Şadırvanın solundaki çardakta iki yaşlı oturmuş. İkisinin de sakalları bembeyaz. Birinin başında yeşil, ötekinde lacivert takke. Etraftan seslerinin duyulduğundan habersiz, birbirlerine sözlerini duyurma gayreti ile bağırıyorlar. Ben şadırvanın önünde, ayaklarımda takunya, gri pantolonumu dizlerime doğru çemremiş, gözlüğümü gömleğimin ön cebine koymuş abdeste niyetleniyorum. Kulağım amcalarda. “Şu bizim yatılı Kur’an kursu için imam ile konuşalım tekrar” diyor birisi. Öteki düşünceli bir ses tonu ile, “Konuştum ben geçen gün, kermes olacakmış dedi imam, kermes gelirini yollayacaklarmış kursa” diyor. “Kermes geliri iyi olur da yavrular da kuru bulgura talim ettiler temelli, bunlar Allah’ın kitabını ezberliyor hem ikramları bol olmalı hemi de iyice beslenmeliler ki zihinleri açılsın” diye çıkışıyor arkadaşına. “Namazdan sonra müezzin mahfiline geçip cemaate söyleyeceğim bugün” diye de devam ediyor sözlerine. “Olmaz” diye atılıyor öbürü hemen, “Yahu ihtiyar, iyice unutkan oldun” diye takılarak arkadaşına, onu hepten kızdırdıktan sonra; “Daha dün konuştuk ya, buraya bir çuval kumanya yığsalar şu garip cemaatin her birinin hakkı üzerinde, diye. Herkes birbirinden muhtaç, kimse cebinden çıkarıp beş lira veremez. Bir de hislidirler; içlerine dert olur. Hele sabret; rızkı veren Hüda’dır. Hadi kalk, ezan okunacak, camiye gidelim.”

İki arkadaş yan yana, ellerinde baston, belleri bükülmüş ilerliyorlar camiye. Hemen arkalarından da ben giriyorum. Ezan okunurken, ikisinin yanında oturmuş söylediklerini düşünüyorum. Burası fakir bir mahalle…

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Ekim 2017 sayısında.