Üç Talep Bir Göç Eder mi?

1948’de bağımsızlığını kazanan Budist Myanmar Devleti’nin Arakanlı azınlığın varlığını ve taleplerini tanımaması, 1982’de çıkardığı kanunla onları “vatansız halk” konumuna düşürmesi, kimlik sorununun başlıca maddeleriydi.

Üç Talep Bir Göç Eder mi?
HAFSA KÖTEN

Geçtiğmiz ay Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve beraberindeki heyet, Arakanlı sığınmacıların Bangladeş’te barındıkları Kutupalong Kampı’nı ziyaret etti. Onlara ulaşan her yardım, birlik ve beraberliğin tesisi için atılan bir adımdı. Ancak bu adımları hızlandırmak için unutmamamız gereken bir şey vardı. O da Müslümanların niçin zulüm ve haksızlığa uğradığıydı. Özellikle de Arakanlılar, Birleşmiş Milletler tarafından “Dünyanın en çok şiddet gören etnik gruplarından biri” olarak tanımlanmışken… Bu tanımlamanın nedeni ise Myanmar Devleti ile Myanmar’daki Müslüman azınlık Rohingyalar arasında yaşanan dinsel ve etnik kimlik sorunuydu.

1948’de bağımsızlığını kazanan Budist Myanmar Devleti’nin Arakanlı azınlığın varlığını ve taleplerini tanımaması, 1982’de çıkardığı kanunla onları “vatansız halk” konumuna düşürmesi, kimlik sorununun başlıca maddeleriydi. Yaşadıkları ülkede devletin hiçbir hizmetinden istifade edemeyen, hatta yok sayılan azınlık iyi kötü bir şekilde yaşamına devam ederken geçtiğimiz ağustos ayında Myanmar ordusu ve aşırılıkçı Budist Rahipler, Arakanlıları hedef alan saldırılara başlamış; Myanmar ordusu geniş çaplı operasyonlar gerçekleştirmişti. Binlerce kişi hayatını kaybederken hayatta kalanlar Bangladeş’e sığınmıştı. Göçe mecbur bırakılanlar yalnızca Müslümanlar değildi; Arakan’da yaşayan ve Müslüman olmayan yaklaşık dört bin kişi de ordu tarafından bölgeden tahliye edilmişti. Nüfusları 1,1 milyonu bulan Arakanlı Müslümanların göç etmeden önceki talepleri ise yalnızca şunlardı: Vatandaşlık hakkının verilmesi, topraklarına yönelik saldırıların durdurulması, diğer haklarının tanınması…

Ülkemizde Çocuk Yayıncılığı

Her ebeveyn çocuğu için kitap tercihi yaparken uzun soluklu bir araştırmaya ya da sağlam bir tavsiyeye ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacımızı karşılama çabasına soyunduğumuzda ise tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de çocuk kitabı yayıncılığının hızla geliştiğine şahit oluyoruz. Aslında renkli ve nitelikli kitapların yalnızca yabancı yazarlar, illüstratörler, tasarımcılardan çıkmadığını; bu işin ülkemizde de gayet başarılı bir şekilde yapıldığını öğreniyoruz. Çocuk yayıncılığı, yayınevlerinin çocuk edebiyatı alanına yaptıkları yatırımlar ve donanımlarla daha da güçleniyor. Yayınevleri arasında yaşanan yazar transferleri, çocuk kitabı çeşitliliği ve cirosu her geçen yıl giderek artıyor.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Ekim 2017 sayısında.