Mutluluk Koşullara Değil İradeye Bağlıdır

Kendi içinde ahenge ulaşamamış insan, ailesiyle ve içinde bulunduğu toplumla hatta biraz daha kuş bakışı bakılırsa tüm varlıklarla ve en nihayetinde yaratıcısı ile anlamlı bağ kurmakta zorlanıyor.

Mutluluk Koşullara Değil İradeye Bağlıdır
HATİCE ÇALIŞ

Mutluluk hepimizin peşinden koştuğu ve yaşamın amacı olarak kabul ettiği bir kavram. Bununla beraber “Mutluluk nedir?” diye sorulduğunda onu tanımlamak oldukça güç. Hayattan zevk alma, iyi hissetme, hiç hasta olmama, her şeyin yolunda gitmesi midir mutluluk? Bir başka deyişle, hissettiğimiz her olumlu duyguya mutluluk diyebilir miyiz? Mutluluğu tanımlamaya çalışırken bile daima zahmetsiz olanı tercih ediyor oluşumuz onu hazlarımızla ilişkilendirdiğimizi gösteriyor. Öyleyse ekonomik koşulları yüksek, sağlıklı, arzu ettiği şeylere ulaşma imkanına sahip insanlar kesinlikle mutlu insanlar mıdır? Tüm bunlara sahip olduğu halde kendini mutsuz hisseden pek çok insan var. Üstelik sürekli hazzı besleyen uyarıcılara maruz kalmanın günden güne bu kişilerin haz alma çıtasını yükselttiği ve mutsuzluğu pekiştirdiği de bir diğer gerçek.

İslami literatürde yer alan, insanın hazlarla ilişkilendirilen cennet yaşamından, dürtülerin sınırlandırılıp denetleneceği ve bu sayede hazların erteleneceği dünya yaşamına geçişi de mutluluk-haz ilişkisine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Klasik eserlerde din tanımlarında dinin dünya ve ahiret mutluluğunu sağlama amacı ile buna erişebilmesi için insana çizdiği sınırlar ve koyduğu kurallar bir arada yer alır. Başlı başına bu tanım bile dini anlayışın mutluluk ile haz arasında irtibat kurmadığını net bir şekilde ortaya koyar. Buna göre dinin daha ziyade bedensel hazlara hitap eden birtakım zevklerin ötelenmesi ile insan ruhunun tekamülünü hedeflediği ve mutluluğa insan bedeninde olagelen birtakım biyolojik-kimyasal olaylardan çok daha farklı bir mana yüklediği anlaşılabilir.

İslam’a göre mümin için mutluluk Allah’ın rızasını kazanmakla yakından alakalıdır. İlahi emir ve yasakları titizlikle uygulamak, ahlaki faziletleri hayatın vazgeçilmez ilkesi saymak ve takva ölçüsünde, samimi bir dini hayat sürmek kişinin en büyük mutluluğa ulaşmasına vesiledir. Bu şekilde davranan kimsenin sosyal ve kültürel statüsü ne olursa olsun din ona hem dünyada hem de ahirette saadete erebilenlerden olacağını bildirmektedir.

Günümüz insanı içinse mutluluk, keyif halinin sürekliliğine indirgenmiş durumda. Medya yoluyla insanlara birer mutluluk aracı olarak kabul ettirilen nesnelere erişememek bile başlı başına mutsuzluk sebebi. Tüketim çağının bu soruna da hızlı ve kolay bir çözümü var elbette. Antidepresan ilaçlar yoluyla vücutta bu yönde çalışan birtakım hormonlara müdahale ederek insanların kaygı, keder gibi duygularını daha az fark etmeleri sağlanıyor. Bu sayede insanlar kendilerini sorunlarla baş etmek zorunda hissetmedikleri görece daha olumlu bir ruh hali içinde bulabiliyorlar.

Antidepresanlar Bizi Mutlu Eder mi?

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Ekim 2017 sayısında.