Hayvan Sevgisiyle Büyüyen Çocuk Daha Duyarlı Olur

Hayvan sevgisi ahlak eğitiminin bir parçasıdır. İnsani değerleri hatırlatan, şefkat ve diğerkamlığı öğreten bu sevgi lüks değil, bilakis ihtiyaçtır.

ELİF ÖZDEMİR

Doğadan ve onun sunduğu imkanlardan uzakta, kent yaşamına sıkışarak sürdürdüğümüz hayat bizi hayvanlardan da uzaklaştırdı. Ara sıra telgrafın tellerine konmasa hiç karşılaşamayacağımız serçeler, sahilde yürürken sesini belli belirsiz duyduğumuz martılar, çöp kutularını eşeleyen, bir lokma ekmeğe muhtaç kedi ve köpeklerden başka hayvan göremez olduk. Üstelik rastladığımız bu sınırlı sayıdaki hayvanla da sağlıklı ilişki kuramıyor; belki yolun karşısından geldiklerini gördüğümüz anda kaçmaya çalışıyor, yenemediğimiz fobiler ve kuramadığımız bağ yüzünden, onların betonlar arasında geçirmek zorunda olduğu hayatı zorlaştırıyoruz. Daha fenası, biz yetişkinlerin yoksun olduğu hayvan sevgisi, çocukların dünyasında da kendine yer edinemiyor artık. Bu konuda büyüklerini model alan çocukların hayvanlardan korkarak büyüdüğü ve hatta bu masum canlılara zarar vermekten kaçınmadığı bile görülebiliyor.

Korkutmak Yanlış

Çocuklar korku duygusunu bilmeden doğarlar. İçlerindeki keşif arzusuyla, kendilerine zarar gelip gelmeyeceğini düşünmeksizin her şeyi tanımak ve tatmak ister; tehlike kavramını algılayamazlar. Elleri yanar mı diye düşünmeden sobaya dokunmaları, yaralanma ihtimalleri olduğu halde kesici aletlerle oynamaları, can korkusu taşımayıp yüksek bir yere çıkmaları hep bunun sonucudur. Çocuklar için korku, çoğunlukla büyükler tarafından öğretilmiş bir duygudur. Anne babanın ürktüğü, uzak durduğu veya uzak durulmasını istediği varlıklara karşı geliştirilen bu his, kimi zaman olumsuz sonuçlar doğurur. Hayal güçlerinin etkisiyle kafalarında yarattıkları dehşetengiz canavarlar ve bunların meydana getirdiği panik bile, ellerimizle ektiğimiz korku tohumunun sonucu olabilir.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Eylül 2017 sayısında.