Bu Hikayenin Sonunda Herkes Ölüyor

“Gülümser! Taşları salona koy, abdest tazeleyip gelelim. Herkes bu hikaye güzel bitsin istiyor anlaşılan. Halka olup heybemizi dolduralım.”

Semerkand Aile Dergisi - Öykü
RÜMEYSA OĞUZ

Pürdikkat bize bu defa ne anlatacağını bekliyor, meraklı gözlerimizi yaşlılıktan sivrilmiş çenesine dikmiş, titreyen dudaklarından çıkacak hiçbir kelimeyi kaçırmamak için yüzünü izliyoruz. Hikmet Nine nüfusta 38 doğumluydu ama çocukluğumdan beri köyden her dönüşümde, onunla ilgili anlatılanları hatırladıkça bir nevi yaşsız olduğunu, en az bin yıldır yaşayıp başına toplaşan ahaliye durmadan hikayelerini anlattığını düşünür, böyle inanırım. Üzerine giydiği koyu renkli, geniş elbise bile zayıf kemiklerini saklamaya kafi gelmiyor; yaşlılıktan bükülen beli ile ancak yerden bir metre kadar yüksekte duruyordu. Ancak anlatmaya başladı mı hepimiz onun ufaklığını, zayıflığını, hastalıktan sararmış yüzü ve titreyen bedenini unutur; karşımızda heybetli bir dağ yahut bir ulu çınar var gibi konuştukça büyüdüğüne şahit olurduk. Bu, onun görüp geçirmesindendi muhakkak ya da kelimelerin gücünden. Bilmiyorum.

Bugün her yaz yaptığımız gibi bu sıcak temmuz akşamında, Hikmet Nine’nin köyün tam ortasındaki evinin avlusunda toplanmış, hala köye ve en çok da Hikmet Nine’ye vefası olan eş dost, akrabadan yirmi kadar kadın, çaylarımızın soğumasına aldırış etmeden, bardaklarımızdan çıkacak sesin bile bu havayı bozacağı endişesi ile onun anlatacağı hikayeyi bekliyoruz. Hep yaptığı gibi zayıf gözlerini kısarak şöyle bir etrafa baktıktan sonra nihayet elindeki doksan dokuzluk tespihi usulca sağ yanına koyup anlatmaya başlıyor Hikmet Nine.

Hangi Yoldan Gidersen Git Yolun Sonu Aynı Kapıya Çıkıyor

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Temmuz 2017 sayısında.