Taklitçisinden Hiç Yaşanmamış Hayatlar

Bir dağcının Everest’e tırmanışını saatlerce izleyip nasıl dağa çıkılır öğreniyoruz, kendimizi özdeştirip o anın heyecanını yaşayabiliyoruz. Ama o dağa tırmanamıyoruz!

Semerkand Aile Dergisi - Taklitçisinden Hiç Yaşanmamış Hayatlar
PERİHAN MURAT

Dijital dünyanın giderek daha renkli ve hareketli olduğunu fark etmişsinizdir. Artık her şeyin bir simülasyonu dijital olarak küçücük ekranlarımızdan bize sunuluyor. Böylesine renkli ve hareketli bir dünyanın kapılarını ardına kadar açan teknolojik gelişmeler, bizi iyiden iyiye sanal gerçekliğin içine doğru çekiyor. İşin tuhaf olan kısmı ise gerçek dünya ile dijital dünya arasında “gerçeklik” algısını kaybeden bizlerin talepleri.

Bilgisayar oyunlarını ele alalım. Gerçeklik algısı ne kadar yüksekse o kadar tercih edilir. Öyle ki sanal gerçeklik teknolojisiyle oyuncu artık oyunun içinde kendi hareketiyle oyuna yön verebilir; kendi eliyle, gözüyle o dünyanın içinde yaşayabilir. Tek boyutlu bir düzlemden giderek 3 boyutlu bir dünyaya geçebilir. Örneğin 14-15 yaşında bir çocuk, sanal gerçekliği yüksek bir savaş oyunun içinde savaşıp “kahraman” olabilir. Gerçek dünyaya döndüğünde ise işe yaramaz, başarısız bir “ezik” olma ikilemini çok rahatlıkla yaşayabilir. Bir tarafta kolay yoldan kazanılmış zaferler diğer tarafta çile dolu ama başarısız bir dünya… Siz olsanız hangi dünyada kalmak isterdiniz?

Gereksiz yere şişirilmiş bir öz güvenle sanal dünyanın içine çekilip o dünyanın kahramanı olmayı tercih etmez miydiniz? Sanalı kahramanlıklarla doluyken gerçeği başarısızlıklarla çevrili bir dünyayı tercih etmek oldukça zor. Çünkü gerçek dünyada kahraman olmak için daha fazla çaba harcamak, emek sarf etmek gerekirken sanal dünyada kahraman olmak; klavyeyi ne kadar iyi kullandığınıza bağlı. Bu yaşadığınız deneyimin kişiye kazandırdığı hiçbir somut gerçekliğin olmaması ise tam bir çöküş.

Sanal simülasyonlar gerçekle bağımızı sadece zihinsel anlamda koparmaz. Aslına bakarsanız deneyimlenmemiş ama yaşandığı varsayılan bu durumlar, beraberinde kolaycılığı da getirir. Hayatımızın her alanında kendimizi kolaya alıştırmak, en kestirme yolu tercih etmek, tepeden inmek… Giderek yaygınlaşan bir anlayışın ayak sesleri gibi düşünün: yaşamadan deneyimlemek…

Orda Uzakta Bir Köy Var Gitmesek de

Hatırlarsınız, hani bir zamanlar çok popüler olan bir oyun vardı.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Mayıs 2017 sayısında.