Osmanlı’da Hanım Hekimler

Modern tıp, geleneksel tıbbın aksine, özellikle sağlıksız beslenme ve yaşam tarzından kaynaklanan hastalıklara karşı ilaçlar üreterek var oluyor.

Semerkand Aile Dergisi - Haberiniz Olsun
ZEYNEP ÖZEL

Modern tıp, geleneksel tıbbın aksine, özellikle sağlıksız beslenme ve yaşam tarzından kaynaklanan hastalıklara karşı ilaçlar üreterek var oluyor. Geleneksel tıpta ise vücudun bağışıklığının artırılması ve daha hastalanmadan önlem alınmaya çalışılması, hastalık sonrasından daha çok önem taşıyor. Osmanlı İmparatorluğu zamanında da Tıbb-ı Nebevi kaynaklı beslenme tarzı ile bitkisel ilaçlar ve yiyecek içecek olarak kullanılan sebzeler, meyveler ve hayvani gıdalarla bünye güçlendiriliyordu. Şerbet ve macunlar; dağlardan bitkileri toplayıp ilaç hazırlayan kadınlar vardı. Hatta bir röportajında, ülkemizdeki ilk Tıp ve Eczacılık Müzesi’nin kurucusu Prof. Dr. Nil Sarı şöyle diyor: “Avrupa salgın hastalıklarla boğuşurken Osmanlı, ilk kez kendi ürettiği çiçek aşısını bu hastalığa karşı kullanabilmiştir. İstanbul’da ilk Osmanlı hastanesini Fatih Sultan Mehmet kurmuştur. Darüşşifalar herkes için yapılmıştı ama daha ziyade kimsesizler, fakirler ve yolcular bu kurumlardan ücretsiz olarak yararlanıyordu. İmkanı olanlar ise şimdiki aile hekimliği uygulaması gibi hekimi eve çağırabiliyordu. Darüşşifaların önemli bir kısmı hanım sultanlar tarafından kurulmuştur. Hafize Sultan, Hürrem Sultan ve Nurbanu Sultan da hayrat olarak hastane yaptırmıştır. Beyazıt’ta Saray-ı Atik diye bilinen eski sarayda maaşla çalışan kadınlardan oluşan bir sağlık teşkilatı vardı. Ayrıca dışarıdan da kadın tabipler saraya çağrılırdı. Üsküdar’da çalışan kadın tabiplere ait belgelere göre, Saliha Hatun meşhur bir cerrah mesela. Hatta yaptığı ameliyatlar için, erkek cerrahlardan 3 kat fazla para almakta! O kadar talibi var yani! Ameliyat için Osmanlı’nın her yerinden hasta geliyor bu doktor hanımlara…”

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Nisan 2017 sayısında.