Küstürdüm Gönlümü Güldüremedim

Yüzünde koca Bir tebessüm, minik balkonunda kitap okurken bulduğumda kendisini; tüm o varlıklı zamanında, dilediği her şey gerçekleştiğinde mutlu olamazken şimdi onu böylesine mutlu edenin ne olduğunu sordum derhal.

Semerkand Aile Dergisi - Öykü
RÜMEYSA OĞUZ

Siz hiç rüzgarı dinlediniz mi? Ben dinledim. Durun, öyle hemen bir çırpıda kestirip atmayın, “Rüzgar konuşur mu?” diye. Rüzgar ki Peygamber Süleyman’ın (a.s) emrine amade bir taşıt olmuştur vaktizamanında. Kulağınızı verip dikkat kesildiğinizde size de anlatacağı pek çok hikaye vardır elbet.

Bazı zamanlarda tükenen sabrımı tedavi için kendimi sokağa atar, etraf ile ilgimi keser, sadece yürürüm. Yine böyle çok yorgun hissettiğim bir günde, kalbimin bir cenderede sıkıştırılıyormuşçasına sıkıldığı, gözyaşlarımın gözüme hücum ettiği ve beynimin zonkladığı bir vakitte kendimi dışarı attım. O an öyle bir ruh hali içerisindeydim ki sıcağıyla caddeleri, sokakları, evleri ve bedenlerimizi kavuran güneşi nefesimle dondurmak istiyordum. Ne düşüneceğimi bilmeden, beynimin verdiği komutlara ayaklarımı uydurup sadece serin bir yer bulma isteğiyle ilerledim. Güneşten kavrulmuş boş arazilerin üzerinden yürüdükten, iki tane çocuğun oynadığı salıncağı kırık parkı geçtikten sonra, iki yanında banklar olan ağaçlıklı bir yolda yürümeye başladım. Tam karşımda, nispeten serin olduğunu kımıldayan dallardan anladığım, tümsekte, suyu ip gibi akan bir çeşme duruyordu. Hızla çeşmeye yaklaşıp incecik su ile ellerimi yıkadım. Ardından çeşmenin dibine oturup kendi kendime konuşmaya başladım.

“İşe gidiyorum, iş yerinde bir sürü problem. Eve geliyorum yapılacak işler birikmiş. Koşturmaktan yoruldum. Tam bir aydır yakamı bırakmayan şu hastalık?.. Önemli bir şey değildir inşallah. Projemi zamanında teslim edemezsem onca çabam boşa gidecek. Maddi olarak yaşadığım darboğazı saymıyorum bile.” Olumsuzlukların çetelesini tutuyor gibi, hayatımda mutlu olmamı gerektirecek bir sebep kalmamış gibi, bazen dibe battığını hisseden tüm insanların yaptığı gibi, şükrü unutmuş bir nankör gibi, sabrı tükenmiş bir beşer gibi… Selamet dilemek yerine söyleniyor, söylendikçe yeni bir olumsuzluk bulup listeme ekliyordum.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Nisan 2017 sayısında.