Hangimiz Sömür(ül)medik Çılgınlar Gibi?

Yaşadığımız dünyada sanki ağaçlardan çok kağıtlara, lüks rezidanslara; temiz su kaynaklarından çok elektriğe ihtiyacımız olduğuna inanıyoruz. Pirincin marketlerde yetiştiğine inanan 11 yaşındaki çocuğa söyleyecek söz yok, çünkü marketlerde her şey bulunur, doğada bulunmaz halde...

Semerkand Aile Dergisi - Hangimiz Sömür(ül)medik Çılgınlar Gibi?
PERİHAN MURAT

Sömürgeciliğin bilinen geçmişi; tarihte her ne kadar coğrafi keşiflerin, Sanayi Devrimi’nin ardından ortaya çıkan koloniciliğin yayılmasına dayandırılsa da aslına baktığımızda gördüğümüz manzara: İnsanoğlunun gözüne ne zaman ki “komşunun tavuğu kaz” göründü, o zaman sömürmeye, sömürülmeye başladı.

Sömürgecilik, 18 ve 19. yüzyıllarda özellikle sanayinin yeni pazarlar, yeni kaynaklar arayışıyla gelişti. Bu arayış sadece ticari kaygılarla sınırlı kalmadı ne yazık ki. Batı’nın Doğu’ya olan bakışını da ortaya çıkardı. “Doğu sadece Avrupa’ya bitişik değildir; o, ayrıca Avrupa’nın en büyük, en zengin ve en eski sömürgelerinin bulunduğu yerdir; kurduğu medeniyetlerin ve konuştuğu dillerin membasıdır, kültürel uzanımıdır ve onun en derin ve en ziyade tekerrür eden ‘öteki’ imgelerinden biridir. İlaveten Doğu, Avrupa’nın ‘karşıt imgesi’ olarak onun kendi kendini tesisine de yardımcı olmuştur. Ama bu Doğu’nun, hiçbir yanı hayal mahsulü değildir; Şark, Batı’nın ‘maddi’ medeniyet ve kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır” diyen Edward Said, bu şekilde oryantalizmi de açıklamış olur. Burada dikkati çeken ifade sömürülen Doğu’nun, Batı’nın karşıtlığında bulunduğu aynı zamanda da ayrılmaz bir parçası olduğudur. Özetlediğimizde ortaya çıkan sonuç: Sömüren sömürdüğünden ayrılamaz, sömürülen de sömürenden.

Geçmişten günümüze devletlerin sömürgecilik anlayışları; maddi kaynakların tüketilmesine yönelik ekonomik güç dengelerini; sahip olma, hakimiyet kurma, kaynakları tüketme gibi kavramları rahatlıkla karşımıza çıkartır. Başka bir ifadeyle dağdan gelenin bağdakini kovmadan yönetmesi olarak açıklanabilir.

Şimdiki küresel dünya piyasasında bu düzen; işçi gücünün ucuz olduğu, maddi kaynakların verimli olduğu az gelişmiş ülkelerde üretip tüm dünyaya pazarlamak düsturuyla işliyor. Üretici olan (sömürülen) ürettiği ürünü belki de hayatında hiç kullanamayacak kadar uzağında kalmalıdır bu oyunun. Kakao çekirdeklerinin üretildiği Afrika’da hiç çikolata yememek gibi bir örnekle açıklayabiliriz bu durumu.

Öteki’nin Dilinden Anlayan Yok

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Nisan 2017 sayısında.