Osmanlı Kadın Giyimi

Osmanlı sınırları içine giren istanbullu ile haleplinin, yemenli ile hicazlının giyimi-kuşamı farklıydı. Hülasa kişinin nereli olduğunu, dinini, milletini, mesleğini, statüsünü giyiminden anlamak mümkündü.

Semerkand Aile Dergisi - Evvel Zaman
HURİYE KARNAP 

Dilden kelam çıkmasa bile anlarız peştamal-keşan giyenin Trabzonlu-Rizeli, ehram giyenin Erzurumlu, şalvar-atkı giyenin Konyalı olduğunu. Zira konuşur kıyafet bizimle şekliyle, rengiyle, deseniyle… Osmanlı’da da böyleydi; kadın olsun erkek olsun kıyafet özel bir kimlikti. Halkın giyimi ile saraydakilerin, şehirlilerle kasabalıların; Osmanlı sınırları içine giren İstanbullu ile Haleplinin, Yemenli ile Hicazlının giyimi-kuşamı farklıydı. Hülasa kişinin nereli olduğunu, dinini, milletini, mesleğini, statüsünü giyiminden anlamak mümkündü.

Ev İçi Giyim

Osmanlı kadınları dize kadar gelen ve “diz bezi” denilen pamuklu kumaştan mamul iç çamaşırının üzerine bol bir şalvar giyerdi. Ayak bileklerine kadar inen şalvar, bileklerde büzülür ve büzülme yerinde nakışlar ve işlemeler olurdu. Üst kısma ise pamuklu ya da ipekten yine bol biçilmiş ince bir iç gömlek giyilir, beline beyaz çevreden ya da ipekten örme iki parmak eninde kuşak bağlanırdı. Gömleğin üzerine ise entari giyilirdi. Zengin kentli kadınlar entarilerini kadife ya da ipekten yaptırırken, imkanları sınırlı olanlar “beledi” denen daha ucuz bir kumaş kullanırlardı.

Kolları dirseklerden sonra genişleyen entariler ağır kumaşlı, çok süslü ve işlemelidir. Üç etekli olan entarinin öndeki iki eteği kısayken arkadaki etek alabildiğince uzundur. Bu kuyruk evdeyken toplanarak bel kuşağının içine sokulurdu. Şayet ev soğuksa entarinin üzerine vücuda oturan ve aşağıya doğru genişleyen bir kaftan veya “dolama” denen bir tür yelek giyilirdi. Ayakta ise ökçesi kenarsız, “şıpşıp” denen, ekseri kırmızı renkli sahtiyan terlik olurdu.

Ev içinde dahi hanımlar saçlarını, kenarları işlemeli bir yemeni ile örterlerdi. Statü sahibi kadınlar yemeni yerine “hotoz” denilen başlıklar takarlardı. Hotoz yapmak için çoğunlukla başa bir fes ya da tepelik konur, sonra bunun üstüne işlemeli bir kumaş örtülüp mücevherli bir iğneyle tutturulurdu.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Şubat 2017 sayısında