Küçücüksün ve “Tebbet” Diyorsun

Sana bir şey getiremedim Allah’ım Çocuklar vurulurken, ben nasıl sağ kaldım*

Semerkand Aile Dergisi -Küçücüksün ve “Tebbet” Diyorsun
RÜMEYSA OĞUZ

Bir hikayeye nereden başlanır? Neresi giriş olur, neresi gelişme ve sonuç? Sonuçlanmış mıdır tüm hikayeler? Ya da var mıdır sonuçlanmış bir hikaye? Günlerdir nereden başlasam diye düşünüyorum bu hikayeye. Nasıl başlasam? Başlanır mı, kelimelerle ifade edilecek kadar kolay mı? Ah! Ah keşke biraz daha ilerleseydi de şu teknoloji, benim ve dahi ben gibi yürek yangını ve utancıyla ellerini semaya açmış tüm müminlerin yüreğini yazı gibi serebilseydim şu sayfalara. Kelimeler kifayetsiz kalınca nereden başlar ki insan bir hikayeyi anlatmaya?

Bu hikaye bir çocukla başlıyordur belki de. Diğer binlerden biri olan bir çocuk… Başından yaralanmış. Ah, çocuk; adını dahi bilmiyoruz, bizi affet! 6 yaşında olmalısın. Üstün başın kan içinde. Bir sedyeye yan yatırmışlar seni. Doktorlar müdahale ediyorlar sana. Ve sen ağlamıyorsun çocuk. Annesiz, babasız, evsiz, ocaksız kalmışsın belki! Küçücüksün ve “Tebbet” diyorsun. “Tebbet yeda Ebi Lehebin… (Ebu Leheb’in iki eli kurusun ve kurudu. Ona ne malı fayda verdi ne kazandığı. O, bir alevli ateşe girecektir. Karısı da odun hamalı olacak. Gerdanında fitillisinden bir ip olduğu halde.”

Bu hikaye bir çocukla başlıyordur belki de. Diğer binlerden biri olan bir çocuk… Halep’te doğmuştur bu çocuk. Annesi ve babası ne de mutludur o doğduğu gün. Evlat değil, ümmet doğdu diye sevinmişlerdir en çok da. Başında Kur’an okumuştur babası, belki iki rekat şükür namazı kılmıştır. Annesi uyuturken ninni yerine sureleri dinletmiştir ona. Belki kardeşleri bile vardır. Belki en küçüğüdür bu çocuk, kardeşlerinin. Şımarmış, nazlanmıştır. Babasının dizi dibinde Kur’an öğrenmiştir muhakkak.

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Ocak 2017 sayısında.