Kaderin Keder Olmasın

“Kaderini sev esra! Başına gelen nice imtihan, ardından gelecek güzelliklere gebedir. Kaderini sev! Sev ki kaderin keder olmasın.”

Semerkand Aile Dergisi - Öykü
RÜMEYSA OĞUZ

Hava soğuk olabilir, bir önemi yok… Ilık yahut sıcaktır hatta belki de… Ne hissediyor ne de hatırlıyorum. Bir şehirler arası terminalde, ağlamamak için yüzüme zoraki oturttuğum bir gülümseme ve titreyen çenemi durdurmak gailesi ile dudaklarıma geçirdiğim üst dişlerimin sızısını tüm bedenimde hissederek bekliyorum. Annem ve babam yanımda… Benden daha soğukkanlı görünmeye çalışırken benden daha çok bocalıyorlar onlar da. İçimde bir dua: “Allahım lütfen annem ağlamasın, ben başımı otobüs camına dayayana kadar dayansın. Çünkü o ağlamaya başlarsa ben hiç susamam ve belki de bu karanlık gecede, bu karanlık otobüse binip yola çıkamam.”

Şükür annem tutuyor kendini; cam kenarı, 12 numaralı koltuk… Öğrencilikten beri nedendir bilmem, mümkünse 12 numarayı alırım. Otobüsler farklı olsa da aynı numarayı almış olmamın tanıdık hissiyle, adeta ev sahibi edası ile geçip oturuyorum yerime. Yüzümde yine aynı gülümseme. Anne ve babama el sallıyorum otobüs hareket ederken. Yanımdaki koltuk henüz boş ama ben yine de kendi koltuğumda, olabildiğince cama yaklaşıp her zaman yaptığım gibi dayıyorum başımı cama. Gece yolculuklarını sevmeme rağmen bu seferki zor geliyor. Ne ışığı yanan evlere bakmak istiyorum ne de her zaman yaptığım gibi o evlerle ilgili eğlenceli hikayeler bulmak. Sadece ağlıyorum. Gözlerimden hızla süzülen yaşlar, otobüsün buğulu camını ıslatıyor. Ben; üniversiteyi de gurbette okuyan ben, şimdi öğretmen olarak ülkemin bir ucuna, sınırdaki bir toprağına giderken ilk defa gurbet kelimesini sorguluyor; gurbetin ne olduğunu düşünüp gönlümdeki gurbete bir isim bulmaya çalışıyorum. “Gurbet” diyorum, “Ne demek?” Sabaha kadar gözümü kırpmadan, başım otobüsün camına dayalı gurbeti düşünüyorum. Ve nihayet, hiç tanımadığım bir şehirde, hiç tanımadığım bir şehirler arası otobüs terminalinde bavullarımı almak için beklerken “Gurbet” diyorum, “İnsanın en büyük imtihanı, en büyük özlemi, en zorlu serüvenidir.”

Yazının devamı; Semerkand Aile Dergisi Şubat 2017 sayısında